<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Kastamonu Dayanışma Portalı | Kerempe.Com - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.kerempe.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Kastamonu Dayanışma Portalı | Kerempe.Com - http://www.kerempe.com/forum]]></description>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 13:26:49 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[KEREMPE KALIP]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/KEREMPE-KALIP.html</link>
			<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 17:41:58 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/KEREMPE-KALIP.html</guid>
			<description><![CDATA[Kerempe kalıp olarak kesme sıvama kalıp imalatı 15 ton dan 80 ton a kadar pres baskı işleri yapmaktayız.<br />
 <br />
<br />
bazı yaptığımız işler ve firmalar<br />
AKAY STAND A YAPILAN İŞLER<br />
<br />
raf için profil delme kalıpları <br />
raf braket kalıpları <br />
köşe kesme kalıpları<br />
profil bağlantısı için spigot kalıpkarı<br />
kent grubu aluminyum barkord kalıbı<br />
<br />
vrm puls firmasına yapılan işler<br />
coca cola dolap koruyucu kapak kalıpları ve koruyucu kapak pres baskı işleri<br />
mermer standı presbaskı işleri<br />
sigara rafı braketleri baskısı<br />
<br />
yalçın aksesuar <br />
<br />
tüm toka çeşitleri nin kalıpları <br />
6 mm tel toka kalıbı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kerempe kalıp olarak kesme sıvama kalıp imalatı 15 ton dan 80 ton a kadar pres baskı işleri yapmaktayız.<br />
 <br />
<br />
bazı yaptığımız işler ve firmalar<br />
AKAY STAND A YAPILAN İŞLER<br />
<br />
raf için profil delme kalıpları <br />
raf braket kalıpları <br />
köşe kesme kalıpları<br />
profil bağlantısı için spigot kalıpkarı<br />
kent grubu aluminyum barkord kalıbı<br />
<br />
vrm puls firmasına yapılan işler<br />
coca cola dolap koruyucu kapak kalıpları ve koruyucu kapak pres baskı işleri<br />
mermer standı presbaskı işleri<br />
sigara rafı braketleri baskısı<br />
<br />
yalçın aksesuar <br />
<br />
tüm toka çeşitleri nin kalıpları <br />
6 mm tel toka kalıbı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dönüşüm yasası Atatürk izlerini siler]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Donusum-yasasi-Ataturk-izlerini-siler.html</link>
			<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 08:18:29 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Donusum-yasasi-Ataturk-izlerini-siler.html</guid>
			<description><![CDATA[Dönüşüm yasası Atatürk izlerini siler<br />
<img src="http://www.aksam.com.tr/images/news/103731.jpg" border="0" alt="[Resim: 103731.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
'Ankaralılar bir sabah kalktıklarında Ulus'taki Atatürk heykeli yerine TOKİ konutlarını görebilirler.'<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
A. Rezzak ORAL / ANKARA<br />
 Spor Bakanı Suat Kılıç'ın Hamamönü'ndeki restorasyondan önce belediye çalışanı eliyle ucuza iki gayrimenkul alarak rant elde ettiği iddiasını gündeme getiren CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, bu iddiasını da, Meclis gündemindeki  'Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısına' yönelik çalışmasında seslendirdi. 'Atatürk izleri siliniyor' başlıklı çalışmasında tasarının 19/n ve 22. maddeleriyle; iki yasa maddesinin yürürlükten kaldırıldığını belirten Gök'ün tespitlerinde öne çıkan başlıklar şöyle:<br />
 ATATÜRK'ÜN İZLERİ SİLİNİYOR<br />
 - Anılan tasarının 19/n ve 22. maddeleri ile 1980 tarihli 2302 sayılı Atatürk'ün doğumunun 100. yılının kutlanması ve Atatürk Kültür Merkezi Kurulması Hakkındaki Kanunun 3. Maddesi ile, 1993 tarihli 2876 sayılı Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunun 104. maddesi yürürlükten kaldırılıyor.<br />
 - Ulus'taki Atatürk heykelinden başlayarak, 1. ve 2. TBMM binaları, tarihi Ankara Palas, Hipodrom alanı, 19 Mayıs Stadyumu ve Spor Tesisleri, Gençlik Parkı ve CSO binasını da barındıran 150 hektarlık alan içinde şimdi her türlü etüd, plan, proje yapmak, onaylamak, kamulaştırmak ve ruhsatlandırma işlemleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na devredilmek istenmektedir.<br />
 ANKARA'DA DEPREM RİSKİ YOK<br />
 - Afet Riski Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun'un gerekçesinde, deprem riski bulunan yerlerin dönüştürülmesidir. Bayındırlık Bakanlığı Deprem İşleri Genel Müdürlüğü kaytılarına göre Ankara merkezli bir deprem Ankara'da hiç yaşanmamıştır. <br />
TARİH, KÜLTÜR TEHDİT ALTINDA<br />
 Ankaralılar bir gün kalktıklarında Ulus'taki Atatürk heykelinin, 1. ve 2. TBMM binalarının yerinde TOKİ konutlarını görebilirler. Ankara'nın tarihi, kültürü, milli mücadele anıları, sanat yapıları tehdit altındadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dönüşüm yasası Atatürk izlerini siler<br />
<img src="http://www.aksam.com.tr/images/news/103731.jpg" border="0" alt="[Resim: 103731.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
'Ankaralılar bir sabah kalktıklarında Ulus'taki Atatürk heykeli yerine TOKİ konutlarını görebilirler.'<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
A. Rezzak ORAL / ANKARA<br />
 Spor Bakanı Suat Kılıç'ın Hamamönü'ndeki restorasyondan önce belediye çalışanı eliyle ucuza iki gayrimenkul alarak rant elde ettiği iddiasını gündeme getiren CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, bu iddiasını da, Meclis gündemindeki  'Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısına' yönelik çalışmasında seslendirdi. 'Atatürk izleri siliniyor' başlıklı çalışmasında tasarının 19/n ve 22. maddeleriyle; iki yasa maddesinin yürürlükten kaldırıldığını belirten Gök'ün tespitlerinde öne çıkan başlıklar şöyle:<br />
 ATATÜRK'ÜN İZLERİ SİLİNİYOR<br />
 - Anılan tasarının 19/n ve 22. maddeleri ile 1980 tarihli 2302 sayılı Atatürk'ün doğumunun 100. yılının kutlanması ve Atatürk Kültür Merkezi Kurulması Hakkındaki Kanunun 3. Maddesi ile, 1993 tarihli 2876 sayılı Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunun 104. maddesi yürürlükten kaldırılıyor.<br />
 - Ulus'taki Atatürk heykelinden başlayarak, 1. ve 2. TBMM binaları, tarihi Ankara Palas, Hipodrom alanı, 19 Mayıs Stadyumu ve Spor Tesisleri, Gençlik Parkı ve CSO binasını da barındıran 150 hektarlık alan içinde şimdi her türlü etüd, plan, proje yapmak, onaylamak, kamulaştırmak ve ruhsatlandırma işlemleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na devredilmek istenmektedir.<br />
 ANKARA'DA DEPREM RİSKİ YOK<br />
 - Afet Riski Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun'un gerekçesinde, deprem riski bulunan yerlerin dönüştürülmesidir. Bayındırlık Bakanlığı Deprem İşleri Genel Müdürlüğü kaytılarına göre Ankara merkezli bir deprem Ankara'da hiç yaşanmamıştır. <br />
TARİH, KÜLTÜR TEHDİT ALTINDA<br />
 Ankaralılar bir gün kalktıklarında Ulus'taki Atatürk heykelinin, 1. ve 2. TBMM binalarının yerinde TOKİ konutlarını görebilirler. Ankara'nın tarihi, kültürü, milli mücadele anıları, sanat yapıları tehdit altındadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['Çanakkale Zaferi'nin 97'nci yıldönümü]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Canakkale-Zaferi-nin-97-nci-yildonumu.html</link>
			<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 08:12:54 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Canakkale-Zaferi-nin-97-nci-yildonumu.html</guid>
			<description><![CDATA['Çanakkale Zaferi'nin 97'nci yıldönümü<br />
"Vatan ve millet sevgisini hiçbir silah yenemez"<br />
<br />
 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitler Günü'nün 97'nci yıldönümü, bugün yurt genelinde düzenlenecek etkinliklerle kutlanacak. Liderler, dünya tarihini değiştiren zafer nedeniyle yayımladıkları mesajlarda birlik çağrısında bulundular<br />
<br />
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Çanakkale Zaferi, Türk milletine büyük bir onur ve güven kazandırmıştır. Çanakkale Savaşları, bir kahramanlık abidesi olmakla birlikte, savaşan ülke ve milletleri birbirine yakınlaştıran yönüyle de dünya tarihinde müstesna bir yere sahiptir... Birlik ve beraberliğimizi, dayanışmamızı koruduğumuz sürece inanıyorum ki, yarınlarımız daha güzel ve daha parlak olacaktır.<br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Çanakkale'de, 1915'te bir kez daha görülmüştür ki, yeryüzündeki hiçbir silah, vatan ve millet sevgisine karşı muzaffer olamayacaktır. Bu bakımdan, Çanakkale Zaferi, aziz milletimiz için olduğu kadar, bağımsızlık mücadelesi veren bütün milletler için de sembol ve umut tablosudur.<br />
<br />
CHP  Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Çanakkale geçilmez dedirten Mehmetçiğin kahramanlık destanı yazdığı Çanakkale Savaşları'nın 97. yılını büyük bir gurur ve coşkuyla kutluyor, şehitlerimizi rahmetle anıyorum.<br />
<br />
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Çanakkale'yi geçilmez kılan ve kardeşliğimizi dağılmaz hale getiren birlikte yaşama ülküsü ve kararlılığıdır. Ancak bu tarihi övünç kaynağımızı alet ederek, mahalli dillerde afişler bastırmak, Çanakkale bilincine etnik anlamlar yüklemek her şeyden önce kendini bilmezliktir.<br />
<br />
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel: Kutsal vatan toprakları uğruna hayatlarını hiçe sayan aziz şehitlerimizin bu asil ve örnek davranışlarını anmak ve yeni nesillere aktarmak en büyük borcumuzdur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA['Çanakkale Zaferi'nin 97'nci yıldönümü<br />
"Vatan ve millet sevgisini hiçbir silah yenemez"<br />
<br />
 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitler Günü'nün 97'nci yıldönümü, bugün yurt genelinde düzenlenecek etkinliklerle kutlanacak. Liderler, dünya tarihini değiştiren zafer nedeniyle yayımladıkları mesajlarda birlik çağrısında bulundular<br />
<br />
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Çanakkale Zaferi, Türk milletine büyük bir onur ve güven kazandırmıştır. Çanakkale Savaşları, bir kahramanlık abidesi olmakla birlikte, savaşan ülke ve milletleri birbirine yakınlaştıran yönüyle de dünya tarihinde müstesna bir yere sahiptir... Birlik ve beraberliğimizi, dayanışmamızı koruduğumuz sürece inanıyorum ki, yarınlarımız daha güzel ve daha parlak olacaktır.<br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Çanakkale'de, 1915'te bir kez daha görülmüştür ki, yeryüzündeki hiçbir silah, vatan ve millet sevgisine karşı muzaffer olamayacaktır. Bu bakımdan, Çanakkale Zaferi, aziz milletimiz için olduğu kadar, bağımsızlık mücadelesi veren bütün milletler için de sembol ve umut tablosudur.<br />
<br />
CHP  Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Çanakkale geçilmez dedirten Mehmetçiğin kahramanlık destanı yazdığı Çanakkale Savaşları'nın 97. yılını büyük bir gurur ve coşkuyla kutluyor, şehitlerimizi rahmetle anıyorum.<br />
<br />
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Çanakkale'yi geçilmez kılan ve kardeşliğimizi dağılmaz hale getiren birlikte yaşama ülküsü ve kararlılığıdır. Ancak bu tarihi övünç kaynağımızı alet ederek, mahalli dillerde afişler bastırmak, Çanakkale bilincine etnik anlamlar yüklemek her şeyden önce kendini bilmezliktir.<br />
<br />
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel: Kutsal vatan toprakları uğruna hayatlarını hiçe sayan aziz şehitlerimizin bu asil ve örnek davranışlarını anmak ve yeni nesillere aktarmak en büyük borcumuzdur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Taşköprü festivale hazır]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Taskopru-festivale-hazir.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Aug 2011 04:07:35 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Taskopru-festivale-hazir.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/himages/DSC_0074.JPG" border="0" alt="[Resim: DSC_0074.JPG]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Taşköprü festivale hazır<br />
<br />
Ramazan Bayramı’nın son günü start alacak olan 25. Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali ile Taşköprü çifte bayram yaşamaya hazırlanıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Her yıl birbirinden ünlü sanatçıları ağırlayan ve ülke genelinde sayılı festivaller arasında yer alan Sarımsak Festivali’nin 25.’sini 1-4 Eylül tarihlerinde gerçekleştirecek olan Taşköprü’de festival hazırlıkları tamamlandı.<br />
<br />
İlçe girişine çok sayıda tanıtım stantlarının kurulduğu ilçede caddeler festival ve belediye bayraklarıyla süslendi. Elektrik direkleri geceleri rengarenk görüntüye kavuştu.<br />
Konuyla ilgili konuşan Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, bu yılki festivalin Ramazan Bayramının son günü start alacak olmasıyla ilçe halkına ve gelen misafirlere çifte bayram havası yaşatmayı hedeflediklerini kaydetti.<br />
Arslan, gurbetteki ve sıladaki Taşköprülüler ile tüm vatandaşları 1-4 Eylül’de ki 25. Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali’ne davet etti.<br />
Hadise, Sıla ve Tan gibi ünlü sanatçıların yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçılarından Sıtkı Akın ve Pelin Çetin gibi sanatçıların sahne alacağı Sarımsak Festivali’nde ayrıca bu yıl bir ilk olarak ülkenin dört bir tarafından gelecek fotoğraf sanatçılarının katılımıyla “Fotomaraton” gerçekleşecek. Ayrıca geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen Pompeiopolis, Tarım, Orman, Hayvancılık ve Tarımsal Gıda Fuarı büyük atkılımla gerçekleşecek.<br />
 <br />
-FESTİVAL PROGRAMI-<br />
1 Eylül perşembe günü Tarihi Köprü-başında gerçekleşecek olan açılışın ardından tarım fuarının açılışı, halk oyunu ekiplerinin gösterileri, sezmen gösterileri ve akşam namazına müteakip Taşköprülü ecdatların ruhuna Mevlidi şerif okutulacak. 2 Eylül Cuma günü ise yabancı halk oyunu ekipleri ile tanışma resepsiyonu, Sarımsak Festivali Fotomaratonu, Taşköprü’nün tarihi ve doğal güzellikleri konulu panel, çiftçiler arasından en iyi sarımsak üreticisi ve buzağı yetiştiricisi yarışması ile Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçıları Sıtkı Akın ve Pelin Çetin’in açık hava konserleri yer alacak.<br />
3 Eylül cumartesi günüde bisikletle şehir turu, Sarımsak Festivali İkili Briç Turnuvası, Festival güzellik yarışması ile Tan ve Hadise konserleri olacak.<br />
Festivalin son günü olan 4 Eylül Pazar günü’de halk oyunu gösterileri, Geleneksel Rahvan At Yarışları ve Sıla konseri olacak.<br />
 <br />
-5 YABANCI EKİP-<br />
Festivale Makedonya, Özbekistan, Meksika, Ukrayna, Hindistan yabancı halk oyunu ekipleri ile Türkiye’den Bakırköy ve Taşköprü Halk Eğitim Merkezi halk oyunu ekipleri sahne alacak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/himages/DSC_0074.JPG" border="0" alt="[Resim: DSC_0074.JPG]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Taşköprü festivale hazır<br />
<br />
Ramazan Bayramı’nın son günü start alacak olan 25. Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali ile Taşköprü çifte bayram yaşamaya hazırlanıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Her yıl birbirinden ünlü sanatçıları ağırlayan ve ülke genelinde sayılı festivaller arasında yer alan Sarımsak Festivali’nin 25.’sini 1-4 Eylül tarihlerinde gerçekleştirecek olan Taşköprü’de festival hazırlıkları tamamlandı.<br />
<br />
İlçe girişine çok sayıda tanıtım stantlarının kurulduğu ilçede caddeler festival ve belediye bayraklarıyla süslendi. Elektrik direkleri geceleri rengarenk görüntüye kavuştu.<br />
Konuyla ilgili konuşan Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, bu yılki festivalin Ramazan Bayramının son günü start alacak olmasıyla ilçe halkına ve gelen misafirlere çifte bayram havası yaşatmayı hedeflediklerini kaydetti.<br />
Arslan, gurbetteki ve sıladaki Taşköprülüler ile tüm vatandaşları 1-4 Eylül’de ki 25. Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali’ne davet etti.<br />
Hadise, Sıla ve Tan gibi ünlü sanatçıların yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçılarından Sıtkı Akın ve Pelin Çetin gibi sanatçıların sahne alacağı Sarımsak Festivali’nde ayrıca bu yıl bir ilk olarak ülkenin dört bir tarafından gelecek fotoğraf sanatçılarının katılımıyla “Fotomaraton” gerçekleşecek. Ayrıca geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen Pompeiopolis, Tarım, Orman, Hayvancılık ve Tarımsal Gıda Fuarı büyük atkılımla gerçekleşecek.<br />
 <br />
-FESTİVAL PROGRAMI-<br />
1 Eylül perşembe günü Tarihi Köprü-başında gerçekleşecek olan açılışın ardından tarım fuarının açılışı, halk oyunu ekiplerinin gösterileri, sezmen gösterileri ve akşam namazına müteakip Taşköprülü ecdatların ruhuna Mevlidi şerif okutulacak. 2 Eylül Cuma günü ise yabancı halk oyunu ekipleri ile tanışma resepsiyonu, Sarımsak Festivali Fotomaratonu, Taşköprü’nün tarihi ve doğal güzellikleri konulu panel, çiftçiler arasından en iyi sarımsak üreticisi ve buzağı yetiştiricisi yarışması ile Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçıları Sıtkı Akın ve Pelin Çetin’in açık hava konserleri yer alacak.<br />
3 Eylül cumartesi günüde bisikletle şehir turu, Sarımsak Festivali İkili Briç Turnuvası, Festival güzellik yarışması ile Tan ve Hadise konserleri olacak.<br />
Festivalin son günü olan 4 Eylül Pazar günü’de halk oyunu gösterileri, Geleneksel Rahvan At Yarışları ve Sıla konseri olacak.<br />
 <br />
-5 YABANCI EKİP-<br />
Festivale Makedonya, Özbekistan, Meksika, Ukrayna, Hindistan yabancı halk oyunu ekipleri ile Türkiye’den Bakırköy ve Taşköprü Halk Eğitim Merkezi halk oyunu ekipleri sahne alacak.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yök ten onay]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Yok-ten-onay.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Aug 2011 04:03:48 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Yok-ten-onay.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/himages/kastamonu_universitesi_logosu.jpg" border="0" alt="[Resim: kastamonu_universitesi_logosu.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
<br />
YÖK’ten İlahiyat ve Mühendislik Fakültesi’ne onay çıktı<br />
<br />
Prof. Dr. Seyit Aydın’ın rektörlük görevine atanmasından sonra son olarak iki fakülte açmak için Yüksek Öğretim Kurumu’na (YÖK) müracaat eden Kastamonu Üniversitesi`nin talepleri değerlendirildi.<br />
<br />
<br />
YÖK, Kastamonu Üniversitesi’nin teklif ettiği İlahiyat Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi’nin Kastamonu`da açılmasına karar verdi.<br />
<br />
YÖK Genel Kurul Toplantısı  Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında toplandı. Toplantının gündem maddelerinden biri olan Kastamonu Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Seyit Aydın’ın teklifi olan Kastamonu İlahiyat Fakültesi ve Kastamonu Mühendislik Fakültesi kurulması kararını  görüştü. Karar oybirliği ile alındı.<br />
<br />
-EN YAKIN ZAMANDA DEKAN ATANACAK<br />
<br />
Kastamonu Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Seyit Aydın, YÖK’ün izin verdiği yeni fakültelerinin kuruluş çalışmalarına başladıklarını belirterek, en kısa sürede dekan atamasının yapılacağını açıkladı. Rektör Aydın, yeni fakültelerin seneye öğrenci alımı için gerekli çalışmalara başlandığını duyurdu. Kastamonu Üniversitesi`nin mevcut fakültelere (Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi İletişim Fakültesi ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) ilave olarak yeni açılan fakültelerle birlikte fakülte sayısı 6’ya çıkmış oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/himages/kastamonu_universitesi_logosu.jpg" border="0" alt="[Resim: kastamonu_universitesi_logosu.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
<br />
YÖK’ten İlahiyat ve Mühendislik Fakültesi’ne onay çıktı<br />
<br />
Prof. Dr. Seyit Aydın’ın rektörlük görevine atanmasından sonra son olarak iki fakülte açmak için Yüksek Öğretim Kurumu’na (YÖK) müracaat eden Kastamonu Üniversitesi`nin talepleri değerlendirildi.<br />
<br />
<br />
YÖK, Kastamonu Üniversitesi’nin teklif ettiği İlahiyat Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi’nin Kastamonu`da açılmasına karar verdi.<br />
<br />
YÖK Genel Kurul Toplantısı  Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında toplandı. Toplantının gündem maddelerinden biri olan Kastamonu Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Seyit Aydın’ın teklifi olan Kastamonu İlahiyat Fakültesi ve Kastamonu Mühendislik Fakültesi kurulması kararını  görüştü. Karar oybirliği ile alındı.<br />
<br />
-EN YAKIN ZAMANDA DEKAN ATANACAK<br />
<br />
Kastamonu Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Seyit Aydın, YÖK’ün izin verdiği yeni fakültelerinin kuruluş çalışmalarına başladıklarını belirterek, en kısa sürede dekan atamasının yapılacağını açıkladı. Rektör Aydın, yeni fakültelerin seneye öğrenci alımı için gerekli çalışmalara başlandığını duyurdu. Kastamonu Üniversitesi`nin mevcut fakültelere (Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi İletişim Fakültesi ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) ilave olarak yeni açılan fakültelerle birlikte fakülte sayısı 6’ya çıkmış oldu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Buda Kastamonu karpuzu]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Buda-Kastamonu-karpuzu.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Aug 2011 03:59:44 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Buda-Kastamonu-karpuzu.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/himages/kastamonukarpuz%20(6).JPG" border="0" alt="[Resim: kastamonukarpuz%20(6).JPG]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Bu da Kastamonu karpuzu!<br />
<br />
İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü İhsan Emiralioğlu Muhtarlar Derneği Başkanı Mehmet Leblebicioğlu’nun Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında yenilenen sulama sistemini inceledi.<br />
<br />
<br />
<br />
Sulamanın verimi sonucunda sebze ve yaş gübre üretilen alanların günümüz sıcaklarına rağmen yeşilliği dikkat çekiyor.<br />
<br />
Kuşkara Köyünde Mehmet Leblebicioğlu’na ait topraklarda 1994 yılında Köy Hizmetleri tarafından kurulan salma sulama sistemi arazinin eğimli olması nedeniyle ürüne tam verim olarak yansımıyor, erozyon riskide başka bir kayıp olarak öne çıkıyordu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından uygulanan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi  Programı katkısıyla bu yıl tarım arazilerine kapalı sulama sistemi uygulayan Leblebicioğlu, şu an arazilerinde sulu tarımın meyvelerini topluyor. Havuçtan şekerpancarına, patatesten bibere hatta  karpuza kadar ürün sahibi olan Leblebicioğlu, çiftçilerin Devletin tarımsal destekleri sayesinde gelir sahibi olduğunu belirten Leblebicioğlu, yaklaşık 2000 dönüme yakın araziyi sulayabildiğini söyledi. Ağır sıcaklık şartlarına rağmen ürünlerinde verim aldığını görülen Leblebicioğlu, daha önceden topraklarında buğday ve benzeri ürünler ekebildiğini, bunun gelirinin ise şu an ki gelirle karşılaştırıldığında çok düşük kaldığını ifade ederek memnuniyetini dile getirdi.<br />
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü (TEDGEM) tarafından uygulanan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı, çiftçilerimize sulama yatırımlarında % 75 hibe, diğer makine-ekipman uygulamalarında % 5o destekleme sağlıyor. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Makine ve Ekipman Desteği, kırsal alanda ekonomik ve sosyal gelişmeye katkı sağlamak, tarımsal faaliyetler için geliştirilen yeni teknolojilerin üreticiler tarafından kullanımını yaygınlaştırmak, daha kaliteli ve pazar isteklerine uygun üretim ortamı oluşturmak, zor şartlarda ve bedenen çalışan üreticilerimizin işlerini kolaylaştırmak ve üretim maliyetlerini düşürerek uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir hale getirmek gibi hedeflerle 2006 yılında uygulamaya kondu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/himages/kastamonukarpuz%20(6).JPG" border="0" alt="[Resim: kastamonukarpuz%20(6).JPG]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Bu da Kastamonu karpuzu!<br />
<br />
İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü İhsan Emiralioğlu Muhtarlar Derneği Başkanı Mehmet Leblebicioğlu’nun Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında yenilenen sulama sistemini inceledi.<br />
<br />
<br />
<br />
Sulamanın verimi sonucunda sebze ve yaş gübre üretilen alanların günümüz sıcaklarına rağmen yeşilliği dikkat çekiyor.<br />
<br />
Kuşkara Köyünde Mehmet Leblebicioğlu’na ait topraklarda 1994 yılında Köy Hizmetleri tarafından kurulan salma sulama sistemi arazinin eğimli olması nedeniyle ürüne tam verim olarak yansımıyor, erozyon riskide başka bir kayıp olarak öne çıkıyordu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından uygulanan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi  Programı katkısıyla bu yıl tarım arazilerine kapalı sulama sistemi uygulayan Leblebicioğlu, şu an arazilerinde sulu tarımın meyvelerini topluyor. Havuçtan şekerpancarına, patatesten bibere hatta  karpuza kadar ürün sahibi olan Leblebicioğlu, çiftçilerin Devletin tarımsal destekleri sayesinde gelir sahibi olduğunu belirten Leblebicioğlu, yaklaşık 2000 dönüme yakın araziyi sulayabildiğini söyledi. Ağır sıcaklık şartlarına rağmen ürünlerinde verim aldığını görülen Leblebicioğlu, daha önceden topraklarında buğday ve benzeri ürünler ekebildiğini, bunun gelirinin ise şu an ki gelirle karşılaştırıldığında çok düşük kaldığını ifade ederek memnuniyetini dile getirdi.<br />
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü (TEDGEM) tarafından uygulanan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı, çiftçilerimize sulama yatırımlarında % 75 hibe, diğer makine-ekipman uygulamalarında % 5o destekleme sağlıyor. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Makine ve Ekipman Desteği, kırsal alanda ekonomik ve sosyal gelişmeye katkı sağlamak, tarımsal faaliyetler için geliştirilen yeni teknolojilerin üreticiler tarafından kullanımını yaygınlaştırmak, daha kaliteli ve pazar isteklerine uygun üretim ortamı oluşturmak, zor şartlarda ve bedenen çalışan üreticilerimizin işlerini kolaylaştırmak ve üretim maliyetlerini düşürerek uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir hale getirmek gibi hedeflerle 2006 yılında uygulamaya kondu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yardımı sorgulamak.....]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Yardimi-sorgulamak.html</link>
			<pubDate>Fri, 26 Aug 2011 10:38:58 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Yardimi-sorgulamak.html</guid>
			<description><![CDATA[Türk işi yardım’ı sorgulamak!<br />
<br />
<br />
Maliye Bakanlığı emekli maaşlarına yüzde 4 zam mı öngörmüş, Başbakan, “Yüzde 1 de ben ekliyorum, yüzde 5 yapıyorum zammı” diyor. Bunu da resmi yetkililer, “Biz yüzde 4 demiştik ama Başbakan yüzde 5’e çıkardı!” diye Başbakana yalakalık yarışına giriyorlar.<br />
Yıldız Kız Voleybol Milli Takımı’na federasyon “25’er cumhuriyet altını ödül” veriyor, Başbakan ayaküstü ekliyor: “25 altın da benden ekleyin 50 altına çıkarın; bayramdan önce de hesaplarına girsin ha!” diye basın önünde konuşuyor.<br />
Aslında örnekleri çoğaltabiliriz. Hatta nerede parayla ilgili iş konuşuluyorsa orada aynı ianeci, ulufeci tavır sırıtıyor dersek, abartmış olmayız.<br />
Bir batılı bürokrat ya da politikacı bu diyalogları dinlese, sanır ki, Başbakan bu artırmaları babasının kasasından karşılıyor! Çünkü modern bir devlette devletten bir kuruş para çıkacaksa, bunun yolu yöntemi vardır. Bu yollardan geçilmeden devletin hazinesinden kimseye para verilemez. Çünkü başka türlüsü keyfiliğin, devletin hazinesinin yağmalanmasının yolunun açılması demektir.<br />
Ancak Erdoğan ve Hükümeti, Özal’ın da açtığı bu keyfilik ve popülizm yolundan ilerlemekte, “Şuna şu kadar verin, bu kesime bu kadar verin” diye ianeci, ulufeci tarzı giderek normalleştirmiştir!<br />
Ve Erdoğan Hükümeti, iç politikada uyguladığı bu popülist, keyfiyetçi yöntemi, şimdi de dış politikada devreye sokmuş bulunmaktadır.<br />
“Libyalı muhalifler” denilen, ama gerçekte neyi ne kadar temsil ettiği meçhul de olan gruba para desteğini (Bilinen miktar bugüne kadar 300 milyon doları bulmuştur), elden sunmaya başlamıştır. Buna da “Türk işi (usulü) yardım” adı takılmıştır. Gerekçe olarak ise, “Mevcut koşullarda böyle bir yardımı yapmanın çok uzun bürokratik prosedürler gerektirdiği” gösterilmektedir.<br />
Peki, bu yüz milyonlarla ifade edilen paralar kime, hangi kaynaklardan (Her halde Başbakanın emrindeki “Örtülü ödenek”tendir) sağlanarak verilmiştir. Bu, “muhalefet” denilen ve şu anda bilenen tek özellikleri batıya ve Türkiye’ye bağlı oldukları söylenen bu kişiler, bu paraları kimlere dağıtmakta, nerelere harcamaktadırlar; dahası yarın da yerlerinde kalabilecek midir?<br />
Kaddafi’nin başını getirene (ölü ya da diri) 1.3 milyon dolar ödül biçen bu muhalefet, ödül parasını Türkiye’den “Türk usulü yardım”dan mı karşılayacaktır?<br />
Bu soru hemen geliyor insanın aklına.<br />
Her ne kadar bu ödülü, “Bingazili bir iş adamı verecek” dense de bu iş adamının Türkiye’den giden, ulufeden 10 milyon yağmalayıp bunun 1.3 milyonunu ödül koymadığını kim söyleyebilir?<br />
Böyle olmuş olması daha akla yakın değil mi?<br />
Gelişinin kaydı olmayan bir paranın harcanırken kaydını neden tutsunlar ki? Hele de Libya’nın, bugün kimin elinin kimin cebinde olduğunu kimsenin bilmediği koşullarında.<br />
Kuşkusuz ki AKP Hükümetinin “olağanlaştırdığı” bu “ulufeci” anlayış, bir yandan kamu kaynaklarının yağmalanmasını kolaylaştıran bir yöntem olurken, iş dış yardıma dönüştüğünde, bu paranın o ülkede “kayıt dışı”, dağıtanın keyfine bağlı olarak dağıtılmasının yolunu da açmaktadır. Ve dahası bu, Libya’da Türkiye’nin iş birlikçisi, komprador Libyalılar yaratmaya yarayan bir tutumudur. Ve muhtemeledir ki hükümet de bu amaçla, eski sömürgecilerin yaptığı gibi, bu parayı dağıtmaktadır?<br />
Belki emperyal hayalleri olan politika ve sermaye çevreleri, bu yöntemin iyi, pratik ve Türkiye’nin çıkarına olduğunu söyleyeceklerdir. Ama “elden beslenmeye” alışan iş birlikçiler, başkalarının elinden daha çok beslenirlerse hemen sırt dönmeye de en yatkın burjuvalardır.<br />
Ülkelerine hainlik edip yabancılarla ülkesini bombalayanlar, NATO uşakları bir yabancıya niye ihanet etmesin ki?<br />
Önümüzdeki dönemde Suriye başta olmak üzere “Libya türü muhalefetler” daha çok çıkacağına göre (Hatta Türkiye’den para sızdırmak için muhalefet oluşturanlar da çıkacaktır) “Türk işi yardım”lar da artacaktır. AKP Hükümeti, Yeni Osmanlıcı hayallere dayandırdığı çöken dış politikasını, milyon dolarlarla satın alarak kurtarmaya çalışmaktadır.<br />
Bu yüzden de Türkiye’nin demokratları, ilerici güçleri, cebinden hazineye vergi kesilen her yurttaşı, bu “elden besleme iş birlikçiler” yetiştiren dış politikaya ciddi biçimde karşı durmak zorundadırlar.<br />
Tabii bu “elden verilen” “Türk işi yardım”ın kaynağını ve kimlere verildiğini yüksek sesle sorarak!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türk işi yardım’ı sorgulamak!<br />
<br />
<br />
Maliye Bakanlığı emekli maaşlarına yüzde 4 zam mı öngörmüş, Başbakan, “Yüzde 1 de ben ekliyorum, yüzde 5 yapıyorum zammı” diyor. Bunu da resmi yetkililer, “Biz yüzde 4 demiştik ama Başbakan yüzde 5’e çıkardı!” diye Başbakana yalakalık yarışına giriyorlar.<br />
Yıldız Kız Voleybol Milli Takımı’na federasyon “25’er cumhuriyet altını ödül” veriyor, Başbakan ayaküstü ekliyor: “25 altın da benden ekleyin 50 altına çıkarın; bayramdan önce de hesaplarına girsin ha!” diye basın önünde konuşuyor.<br />
Aslında örnekleri çoğaltabiliriz. Hatta nerede parayla ilgili iş konuşuluyorsa orada aynı ianeci, ulufeci tavır sırıtıyor dersek, abartmış olmayız.<br />
Bir batılı bürokrat ya da politikacı bu diyalogları dinlese, sanır ki, Başbakan bu artırmaları babasının kasasından karşılıyor! Çünkü modern bir devlette devletten bir kuruş para çıkacaksa, bunun yolu yöntemi vardır. Bu yollardan geçilmeden devletin hazinesinden kimseye para verilemez. Çünkü başka türlüsü keyfiliğin, devletin hazinesinin yağmalanmasının yolunun açılması demektir.<br />
Ancak Erdoğan ve Hükümeti, Özal’ın da açtığı bu keyfilik ve popülizm yolundan ilerlemekte, “Şuna şu kadar verin, bu kesime bu kadar verin” diye ianeci, ulufeci tarzı giderek normalleştirmiştir!<br />
Ve Erdoğan Hükümeti, iç politikada uyguladığı bu popülist, keyfiyetçi yöntemi, şimdi de dış politikada devreye sokmuş bulunmaktadır.<br />
“Libyalı muhalifler” denilen, ama gerçekte neyi ne kadar temsil ettiği meçhul de olan gruba para desteğini (Bilinen miktar bugüne kadar 300 milyon doları bulmuştur), elden sunmaya başlamıştır. Buna da “Türk işi (usulü) yardım” adı takılmıştır. Gerekçe olarak ise, “Mevcut koşullarda böyle bir yardımı yapmanın çok uzun bürokratik prosedürler gerektirdiği” gösterilmektedir.<br />
Peki, bu yüz milyonlarla ifade edilen paralar kime, hangi kaynaklardan (Her halde Başbakanın emrindeki “Örtülü ödenek”tendir) sağlanarak verilmiştir. Bu, “muhalefet” denilen ve şu anda bilenen tek özellikleri batıya ve Türkiye’ye bağlı oldukları söylenen bu kişiler, bu paraları kimlere dağıtmakta, nerelere harcamaktadırlar; dahası yarın da yerlerinde kalabilecek midir?<br />
Kaddafi’nin başını getirene (ölü ya da diri) 1.3 milyon dolar ödül biçen bu muhalefet, ödül parasını Türkiye’den “Türk usulü yardım”dan mı karşılayacaktır?<br />
Bu soru hemen geliyor insanın aklına.<br />
Her ne kadar bu ödülü, “Bingazili bir iş adamı verecek” dense de bu iş adamının Türkiye’den giden, ulufeden 10 milyon yağmalayıp bunun 1.3 milyonunu ödül koymadığını kim söyleyebilir?<br />
Böyle olmuş olması daha akla yakın değil mi?<br />
Gelişinin kaydı olmayan bir paranın harcanırken kaydını neden tutsunlar ki? Hele de Libya’nın, bugün kimin elinin kimin cebinde olduğunu kimsenin bilmediği koşullarında.<br />
Kuşkusuz ki AKP Hükümetinin “olağanlaştırdığı” bu “ulufeci” anlayış, bir yandan kamu kaynaklarının yağmalanmasını kolaylaştıran bir yöntem olurken, iş dış yardıma dönüştüğünde, bu paranın o ülkede “kayıt dışı”, dağıtanın keyfine bağlı olarak dağıtılmasının yolunu da açmaktadır. Ve dahası bu, Libya’da Türkiye’nin iş birlikçisi, komprador Libyalılar yaratmaya yarayan bir tutumudur. Ve muhtemeledir ki hükümet de bu amaçla, eski sömürgecilerin yaptığı gibi, bu parayı dağıtmaktadır?<br />
Belki emperyal hayalleri olan politika ve sermaye çevreleri, bu yöntemin iyi, pratik ve Türkiye’nin çıkarına olduğunu söyleyeceklerdir. Ama “elden beslenmeye” alışan iş birlikçiler, başkalarının elinden daha çok beslenirlerse hemen sırt dönmeye de en yatkın burjuvalardır.<br />
Ülkelerine hainlik edip yabancılarla ülkesini bombalayanlar, NATO uşakları bir yabancıya niye ihanet etmesin ki?<br />
Önümüzdeki dönemde Suriye başta olmak üzere “Libya türü muhalefetler” daha çok çıkacağına göre (Hatta Türkiye’den para sızdırmak için muhalefet oluşturanlar da çıkacaktır) “Türk işi yardım”lar da artacaktır. AKP Hükümeti, Yeni Osmanlıcı hayallere dayandırdığı çöken dış politikasını, milyon dolarlarla satın alarak kurtarmaya çalışmaktadır.<br />
Bu yüzden de Türkiye’nin demokratları, ilerici güçleri, cebinden hazineye vergi kesilen her yurttaşı, bu “elden besleme iş birlikçiler” yetiştiren dış politikaya ciddi biçimde karşı durmak zorundadırlar.<br />
Tabii bu “elden verilen” “Türk işi yardım”ın kaynağını ve kimlere verildiğini yüksek sesle sorarak!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başka fikirleri dinleyin, saygı gösterin ve barış peşinde koşun.]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Baska-fikirleri-dinleyin-saygi-gosterin-ve-baris-pesinde-kosun.html</link>
			<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 10:39:50 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Baska-fikirleri-dinleyin-saygi-gosterin-ve-baris-pesinde-kosun.html</guid>
			<description><![CDATA[Savaşın nedenleri ve sonuçları<br />
<br />
<br />
Barış ve demokrasi konusunda yüksek bir politik irade olmayınca “çatışma” kaçınılmaz oluyor.<br />
Çünkü oyalama, öteleme, erteleme on yılların güvensizlik ortamını besleyen tohumlardır.<br />
 Neden 2002 - 2004 döneminde değiştirilen dil yasakları hakkındaki yasalardan sonra 5 yıl beklenip de TRT Şeş’te Kürtçe yayına geçildi? Neden 5 yıl beklendi? Neden hâlâ genel müdür değişirse ve veya hükümet isterse bu kanal yayından kaldırılabilir haldedir? Neden Kürtçe yayın yasal güvenceden yoksun bırakılıyor? <br />
Neden yıllarca Kürtçe kursların açılması konusunda kapı- pencere ölçülerinin santim uygunsuzluğu gerekçesiyle(!?), evet evet bu uyduruk gerekçelerle güvensizlik tohumları ekildi, beslendi?<br />
Şimdi de “anadilde eğitim olmaz, savunma olmaz, konuşma, yazma olmaz; yerel yönetimlerin özerkliği olmaz” deniyor. Peki ne olur? Bombalar mı, faili meçhuller mi, OHAL’ler mi, yeni yasaklar mı, gözaltılar, tutuklamalar mı? Ne olur, söyleyin Allah aşkına?<br />
Savaşın sonuçlarını sıralamaya gerek yok. Acı, acı, acı…<br />
Herkes sonuçları öngörebilir. Ama dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşanmış olaylar var. Devletlerin çözülüşleri, baskıcı sistemlerin iflası var. Suriye’ye, Libya’ya, Mısır’a nasihat edenler, bir de kendi rejimlerine baksınlar. Özde ne farkları var, bir düşünsünler.<br />
 Siz daha dün Kürtlerin dilini yasaklamadınız mı? Daha dünden bahsetmeyelim bu gün 21. yüzyılda siyasi partilere, kişilere Kürtçe konuştuğu ve yazdığı için hapis cezası vermiyor musunuz? Evet, siz 21. yüzyılda hâlâ dil yasaklarıyla meşgul bir kafa yapısına sahip değil misiniz? Beşar Esad’dan farkınız acaba kaç kulaçtır, bir düşünsenize.<br />
Siz Türk ırkçılığının türevi olarak hareket ettikçe ülkenizi bölünmeye, parçalanmaya götürüyorsunuz. Türkiye’yi bölüyor bu politikalar.<br />
Çünkü bu politikalar geçmiş hükümetler tarafından uygulandı ve bu noktaya gelindi. Bu politikalar ırkçı politikalardı. Irkçılık böler, parçalar memleketleri. Osmanlıyı, koca bir imparatorluğu böldüler, parçaladılar. Soykırımları uyguladılar. Türkün dışındakilere hayat hakkı tanımadılar. Örtülü biçimde 80-90 yıllık yeni rejim döneminde de uyguladılar bunu. Hesap vermediler, hesap sormadılar. ‘Şimdi sıra Kürtlerde’ diyor bu yeni ittihatçı zihniyet. Zihniyet çeşitli kılıklarda dolaşıyor; bazen haki, bazen yeşil, bazen kırmızı renge bürünüyor. O kadar önemli değil. Hepsi aynı hesap: ‘Sadece Türk var!’ bu hesaba göre...<br />
Savaşın yeni sonuçları eskisinin tekrarı olacak. Kaldıysa bir kaç yüz köy ve mezra daha boşaltılacak; kaldıysa birkaç orman daha yakılacak, birkaç yüz belki de bin çocuğu öldürecek devlet (şimdiye kadar “devlet dersi”nde öldürülen çocuk sayısı 428’dir.) Gözaltılar, tutuklamalar olacak.<br />
 Baskıcı bir rejimin yapacağı şeyler bunlardır. Türkiye’de daha önce uygulanmıştır. Dünyanın başka yerlerinde baskıcı rejimler de benzer yöntemleri uygularlar. Sonuçlar her açıdan çok kötü ve acı olacak. Bu husus tartışma dışıdır. O zaman savaşın sonuçları üzerinde değil, çözüme yoğunlaşmak gerekiyor.<br />
Peki ne yapılabilir?<br />
Bazıları temenni bazıları da uyarı ve yol gösterme anlamında şunlar üzerinde durmak gerekiyor. Bir: Silahlar susmalı. İki: Silahsızlanma dahil barış ve çözüm için diyalog ve müzakere süreci başlamalı. Üç: Demokratik açılım ilan edilmeli. Dört: Evrensel insan hakları ve demokratik standartların kabul ve ilan edileceği ve yaşama geçirileceği taahhüdünde bulunulmalı… Hani Esad’a söylüyor ya Türk hükümeti; kendisi de ilan etmeli demokrasi takvimini. Topraklarınız üzerinde 36 dil konuşan insanlar yaşıyor. Çoğulcu demokrasiye gelin. Başka fikirleri dinleyin, saygı gösterin ve barış peşinde koşun.<br />
Kan peşinde değil…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Savaşın nedenleri ve sonuçları<br />
<br />
<br />
Barış ve demokrasi konusunda yüksek bir politik irade olmayınca “çatışma” kaçınılmaz oluyor.<br />
Çünkü oyalama, öteleme, erteleme on yılların güvensizlik ortamını besleyen tohumlardır.<br />
 Neden 2002 - 2004 döneminde değiştirilen dil yasakları hakkındaki yasalardan sonra 5 yıl beklenip de TRT Şeş’te Kürtçe yayına geçildi? Neden 5 yıl beklendi? Neden hâlâ genel müdür değişirse ve veya hükümet isterse bu kanal yayından kaldırılabilir haldedir? Neden Kürtçe yayın yasal güvenceden yoksun bırakılıyor? <br />
Neden yıllarca Kürtçe kursların açılması konusunda kapı- pencere ölçülerinin santim uygunsuzluğu gerekçesiyle(!?), evet evet bu uyduruk gerekçelerle güvensizlik tohumları ekildi, beslendi?<br />
Şimdi de “anadilde eğitim olmaz, savunma olmaz, konuşma, yazma olmaz; yerel yönetimlerin özerkliği olmaz” deniyor. Peki ne olur? Bombalar mı, faili meçhuller mi, OHAL’ler mi, yeni yasaklar mı, gözaltılar, tutuklamalar mı? Ne olur, söyleyin Allah aşkına?<br />
Savaşın sonuçlarını sıralamaya gerek yok. Acı, acı, acı…<br />
Herkes sonuçları öngörebilir. Ama dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşanmış olaylar var. Devletlerin çözülüşleri, baskıcı sistemlerin iflası var. Suriye’ye, Libya’ya, Mısır’a nasihat edenler, bir de kendi rejimlerine baksınlar. Özde ne farkları var, bir düşünsünler.<br />
 Siz daha dün Kürtlerin dilini yasaklamadınız mı? Daha dünden bahsetmeyelim bu gün 21. yüzyılda siyasi partilere, kişilere Kürtçe konuştuğu ve yazdığı için hapis cezası vermiyor musunuz? Evet, siz 21. yüzyılda hâlâ dil yasaklarıyla meşgul bir kafa yapısına sahip değil misiniz? Beşar Esad’dan farkınız acaba kaç kulaçtır, bir düşünsenize.<br />
Siz Türk ırkçılığının türevi olarak hareket ettikçe ülkenizi bölünmeye, parçalanmaya götürüyorsunuz. Türkiye’yi bölüyor bu politikalar.<br />
Çünkü bu politikalar geçmiş hükümetler tarafından uygulandı ve bu noktaya gelindi. Bu politikalar ırkçı politikalardı. Irkçılık böler, parçalar memleketleri. Osmanlıyı, koca bir imparatorluğu böldüler, parçaladılar. Soykırımları uyguladılar. Türkün dışındakilere hayat hakkı tanımadılar. Örtülü biçimde 80-90 yıllık yeni rejim döneminde de uyguladılar bunu. Hesap vermediler, hesap sormadılar. ‘Şimdi sıra Kürtlerde’ diyor bu yeni ittihatçı zihniyet. Zihniyet çeşitli kılıklarda dolaşıyor; bazen haki, bazen yeşil, bazen kırmızı renge bürünüyor. O kadar önemli değil. Hepsi aynı hesap: ‘Sadece Türk var!’ bu hesaba göre...<br />
Savaşın yeni sonuçları eskisinin tekrarı olacak. Kaldıysa bir kaç yüz köy ve mezra daha boşaltılacak; kaldıysa birkaç orman daha yakılacak, birkaç yüz belki de bin çocuğu öldürecek devlet (şimdiye kadar “devlet dersi”nde öldürülen çocuk sayısı 428’dir.) Gözaltılar, tutuklamalar olacak.<br />
 Baskıcı bir rejimin yapacağı şeyler bunlardır. Türkiye’de daha önce uygulanmıştır. Dünyanın başka yerlerinde baskıcı rejimler de benzer yöntemleri uygularlar. Sonuçlar her açıdan çok kötü ve acı olacak. Bu husus tartışma dışıdır. O zaman savaşın sonuçları üzerinde değil, çözüme yoğunlaşmak gerekiyor.<br />
Peki ne yapılabilir?<br />
Bazıları temenni bazıları da uyarı ve yol gösterme anlamında şunlar üzerinde durmak gerekiyor. Bir: Silahlar susmalı. İki: Silahsızlanma dahil barış ve çözüm için diyalog ve müzakere süreci başlamalı. Üç: Demokratik açılım ilan edilmeli. Dört: Evrensel insan hakları ve demokratik standartların kabul ve ilan edileceği ve yaşama geçirileceği taahhüdünde bulunulmalı… Hani Esad’a söylüyor ya Türk hükümeti; kendisi de ilan etmeli demokrasi takvimini. Topraklarınız üzerinde 36 dil konuşan insanlar yaşıyor. Çoğulcu demokrasiye gelin. Başka fikirleri dinleyin, saygı gösterin ve barış peşinde koşun.<br />
Kan peşinde değil…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Somali'nin gercekleri...]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Somali-nin-gercekleri.html</link>
			<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 07:53:34 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Somali-nin-gercekleri.html</guid>
			<description><![CDATA[SOMALİ'de NELER OLDU ?<br />
Emperyalist alçakların 13-14 yaşındaki çocukların eline silah verip ekmek vermedikleri ülke. Sosyalist Siyad Berri yönetimindeyken karnı tok sırtı pek olan ülke. Halkın % 99.98'i Sünni Müslüman olan ülke. Sosyalist rejimi yıkmak için silahlandırılıp, ayaklandırılan "İSLAMİ BİRLİK PARTİSİ"nin 1991'de sosyalist iktidarı devirdikten sonra ortalığı kan gölüne çevirdiği ülke. 20 yıldır islamcılar birbirini boğazladığı için denizden balık bile tutmayı beceremeyen ülke. Kameralar eşliğinde gidilip Emine Erdoğan'ın oyuncak, Ajda Pekkan'ın sakız dağıtıp göbek attığı ülke.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SOMALİ'de NELER OLDU ?<br />
Emperyalist alçakların 13-14 yaşındaki çocukların eline silah verip ekmek vermedikleri ülke. Sosyalist Siyad Berri yönetimindeyken karnı tok sırtı pek olan ülke. Halkın % 99.98'i Sünni Müslüman olan ülke. Sosyalist rejimi yıkmak için silahlandırılıp, ayaklandırılan "İSLAMİ BİRLİK PARTİSİ"nin 1991'de sosyalist iktidarı devirdikten sonra ortalığı kan gölüne çevirdiği ülke. 20 yıldır islamcılar birbirini boğazladığı için denizden balık bile tutmayı beceremeyen ülke. Kameralar eşliğinde gidilip Emine Erdoğan'ın oyuncak, Ajda Pekkan'ın sakız dağıtıp göbek attığı ülke.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Denge  bu olsa gerek]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Denge-bu-olsa-gerek.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 15:44:12 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Denge-bu-olsa-gerek.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://img.internethaber.com/gallery/17687/8.jpg" border="0" alt="[Resim: 8.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://img.internethaber.com/gallery/17687/8.jpg" border="0" alt="[Resim: 8.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kaddafi dünde diktatördü....]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Kaddafi-dunde-diktatordu.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 15:26:37 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Kaddafi-dunde-diktatordu.html</guid>
			<description><![CDATA[KADDAFİ dün de diktatördü.<br />
<br />
Ama “bizimkiler”; hem CHP geleneği hem de MSP (Milli Görüş) kültürü onda bir “antiemperyalist” görüyordu.<br />
<br />
Peki ne oldu da böyle oldu?<br />
<br />
Esad (baba, oğul) da diktatördü.<br />
<br />
Ama “bizimkiler”; hadi geçmiş bir yana, bu iktidar onda kankalık görüyordu.<br />
<br />
Peki ne oldu da böyle oldu? Ne Kaddafi değişti, ne Esad... Peki ne oldu da biz böyle olduk? S.Arabistan’a, sanki demokrasi var da, tek kelime etmezken...<br />
<br />
Bize ne oldu da böyle “Ortadoğu demokratı” olduk!<br />
<br />
Kaddafiler, Esadlar halklarını eziyor; tamam, muhalif ayaklanma, ölü toprağı serpilmiş acılı diyarlarda tarihin seyrini değiştiriyor.<br />
<br />
Lakin... Bir söyler misiniz; şu yakın zamanda “demokrasiler”den daha fazla “adam öldüren” tanıyor musunuz?<br />
<br />
Irak’ta, Halepçe’de katleden, Basra’da kahreden bir diktatör vardı, evet...<br />
<br />
Ve onu babam koymamıştı oraya; Irak soluna karşı CIA’dan başkası desteklememişti; onu İran’a saldırtan sen ben değildik.<br />
<br />
Irak’ta 500 bin insan, ambargoyla, bombardımanla katledilirken; binlerce çocuğun ölümüne “bazen bedel ödemek gerekir” diyen; Irak, Libya, Suriye’nin değil ABD’nin kadın dışişleri bakanıydı.<br />
<br />
Peki bize ne oldu da bunları hiç sormadan Ortadoğu’ya demokrasi indirmeye koşar olduk?<br />
<br />
Nasıl oldu da, kendi 50 bin ölümüzden, bitmeyen 30 yıllık (iç) savaşımızdan utanmadan, el âlemin ölüsünü sayar olduk?<br />
<br />
Tamam, bir halk ayaklandı mı, tarihini, talihini değiştirmeye koyuldu mu, kafadan bir saygı hak eder elbet.<br />
<br />
Peki nasıl oldu da ayaklanma sever olduk?<br />
<br />
Trablus, belki Anadolu’da “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen küçülmüş bir devletin yolunun çizildiği, bitik “emperyal” Osmanlı’nın dahi azgın emperyalizme direndiği tarih sayfasıydı.<br />
<br />
Ne oldu da biz Trablus’un üstünde emperyalizm bombalarıyla tepinir ve sevinir olduk?<br />
<br />
Milliyetçi, ulusalcı, İslamcı ve solcu...<br />
<br />
Hep öyle sözde antiemperyalistken, emperyalizmin şeyiyle nasıl bayram yapar olduk? Elbet diktatörler, diktatörlükler yıkılsın...<br />
<br />
Elbet halklar özgürlüğün, kardeşliğin, eşitliğin yollarını arasın... Elbet ezen, yok eden, aşağılayan, hor gören kim varsa sarsılsın, paramparça olsun... Tamam da, bize ne oldu da, bunu sadece zayıf halkalar ile zayıf halklar nezdinde münasip görür olduk.<br />
<br />
Şu sıra hiç hesap soruyor muyuz...<br />
<br />
Latin Amerika’dan Uzakdoğu’ya, 12 Mart’tan 12 Eylül’e, Gladio’dan kontrgerillaya; halkların ve bu halkın kanını, yolunu, ruhunu esas emenler kimdi, diye!<br />
<br />
Herhangi bir vicdan isyanımız var mı...<br />
<br />
Cezayir’den Somali’ye...<br />
<br />
Nerede yoksulluk, açlık, aşağılanmışlık varsa; hâlâ sömürgeciliğin, emperyalizmin, o halkların, o toprakların, haysiyeti ve hayatiyetinin yağmalanmasının eseri diye.<br />
<br />
Açları doyurmaya koşturan merhametimiz... Açları çoğaltan düzene isyana gelemiyor bir türlü.<br />
<br />
Açlara koşturan insanlığımızın sınırı, açlığı azdıran global sermaye ve yağma ile ortaklığımızda bitiyor.<br />
<br />
Bir vicdanımız var... Arsızlığımızın çitlerine takılıp düşüveriyor. Bir aklımız var...<br />
<br />
Muhakemenin zorlu yollarına yürümüyor bile. Bir tarihimiz var... Bol masal, bol hikâye! Omurgamız var mı, meçhul.<br />
<br />
Bize ne oldu, nasıl oldu da böyle oldu, kendimizden geçiveriyoruz...<br />
<br />
Emperyalizme yaranmak için kendini NATO’ya (s)atan, ABD’nin gönlü için evlatlarını Kore’de süngülere takan, Cezayir bağımsızlığına utanmadan çekimser oy veren, Soğuk Savaş Gladio tezgâhlarına milliyetçi susturucular takıp evlatlarını katleden, kendi ordusuyla kendi çocuklarını işkenceden geçiren...<br />
<br />
Kanun yaparken, darbe yaparken Mussolini’lere, Pinochet’lere, Salazar’lara, bilumum cunta ve darbelere özenen, Irak işgalinde koalisyon ortağı, Afganistan’da Somali’de sözde insanlık, sözde demokrasi için istila polisi... Ama askeri, ama sivil; ama sözde cumhuriyetçi ama sözde demokrat bir tıynetten utanmıyoruz!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KADDAFİ dün de diktatördü.<br />
<br />
Ama “bizimkiler”; hem CHP geleneği hem de MSP (Milli Görüş) kültürü onda bir “antiemperyalist” görüyordu.<br />
<br />
Peki ne oldu da böyle oldu?<br />
<br />
Esad (baba, oğul) da diktatördü.<br />
<br />
Ama “bizimkiler”; hadi geçmiş bir yana, bu iktidar onda kankalık görüyordu.<br />
<br />
Peki ne oldu da böyle oldu? Ne Kaddafi değişti, ne Esad... Peki ne oldu da biz böyle olduk? S.Arabistan’a, sanki demokrasi var da, tek kelime etmezken...<br />
<br />
Bize ne oldu da böyle “Ortadoğu demokratı” olduk!<br />
<br />
Kaddafiler, Esadlar halklarını eziyor; tamam, muhalif ayaklanma, ölü toprağı serpilmiş acılı diyarlarda tarihin seyrini değiştiriyor.<br />
<br />
Lakin... Bir söyler misiniz; şu yakın zamanda “demokrasiler”den daha fazla “adam öldüren” tanıyor musunuz?<br />
<br />
Irak’ta, Halepçe’de katleden, Basra’da kahreden bir diktatör vardı, evet...<br />
<br />
Ve onu babam koymamıştı oraya; Irak soluna karşı CIA’dan başkası desteklememişti; onu İran’a saldırtan sen ben değildik.<br />
<br />
Irak’ta 500 bin insan, ambargoyla, bombardımanla katledilirken; binlerce çocuğun ölümüne “bazen bedel ödemek gerekir” diyen; Irak, Libya, Suriye’nin değil ABD’nin kadın dışişleri bakanıydı.<br />
<br />
Peki bize ne oldu da bunları hiç sormadan Ortadoğu’ya demokrasi indirmeye koşar olduk?<br />
<br />
Nasıl oldu da, kendi 50 bin ölümüzden, bitmeyen 30 yıllık (iç) savaşımızdan utanmadan, el âlemin ölüsünü sayar olduk?<br />
<br />
Tamam, bir halk ayaklandı mı, tarihini, talihini değiştirmeye koyuldu mu, kafadan bir saygı hak eder elbet.<br />
<br />
Peki nasıl oldu da ayaklanma sever olduk?<br />
<br />
Trablus, belki Anadolu’da “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen küçülmüş bir devletin yolunun çizildiği, bitik “emperyal” Osmanlı’nın dahi azgın emperyalizme direndiği tarih sayfasıydı.<br />
<br />
Ne oldu da biz Trablus’un üstünde emperyalizm bombalarıyla tepinir ve sevinir olduk?<br />
<br />
Milliyetçi, ulusalcı, İslamcı ve solcu...<br />
<br />
Hep öyle sözde antiemperyalistken, emperyalizmin şeyiyle nasıl bayram yapar olduk? Elbet diktatörler, diktatörlükler yıkılsın...<br />
<br />
Elbet halklar özgürlüğün, kardeşliğin, eşitliğin yollarını arasın... Elbet ezen, yok eden, aşağılayan, hor gören kim varsa sarsılsın, paramparça olsun... Tamam da, bize ne oldu da, bunu sadece zayıf halkalar ile zayıf halklar nezdinde münasip görür olduk.<br />
<br />
Şu sıra hiç hesap soruyor muyuz...<br />
<br />
Latin Amerika’dan Uzakdoğu’ya, 12 Mart’tan 12 Eylül’e, Gladio’dan kontrgerillaya; halkların ve bu halkın kanını, yolunu, ruhunu esas emenler kimdi, diye!<br />
<br />
Herhangi bir vicdan isyanımız var mı...<br />
<br />
Cezayir’den Somali’ye...<br />
<br />
Nerede yoksulluk, açlık, aşağılanmışlık varsa; hâlâ sömürgeciliğin, emperyalizmin, o halkların, o toprakların, haysiyeti ve hayatiyetinin yağmalanmasının eseri diye.<br />
<br />
Açları doyurmaya koşturan merhametimiz... Açları çoğaltan düzene isyana gelemiyor bir türlü.<br />
<br />
Açlara koşturan insanlığımızın sınırı, açlığı azdıran global sermaye ve yağma ile ortaklığımızda bitiyor.<br />
<br />
Bir vicdanımız var... Arsızlığımızın çitlerine takılıp düşüveriyor. Bir aklımız var...<br />
<br />
Muhakemenin zorlu yollarına yürümüyor bile. Bir tarihimiz var... Bol masal, bol hikâye! Omurgamız var mı, meçhul.<br />
<br />
Bize ne oldu, nasıl oldu da böyle oldu, kendimizden geçiveriyoruz...<br />
<br />
Emperyalizme yaranmak için kendini NATO’ya (s)atan, ABD’nin gönlü için evlatlarını Kore’de süngülere takan, Cezayir bağımsızlığına utanmadan çekimser oy veren, Soğuk Savaş Gladio tezgâhlarına milliyetçi susturucular takıp evlatlarını katleden, kendi ordusuyla kendi çocuklarını işkenceden geçiren...<br />
<br />
Kanun yaparken, darbe yaparken Mussolini’lere, Pinochet’lere, Salazar’lara, bilumum cunta ve darbelere özenen, Irak işgalinde koalisyon ortağı, Afganistan’da Somali’de sözde insanlık, sözde demokrasi için istila polisi... Ama askeri, ama sivil; ama sözde cumhuriyetçi ama sözde demokrat bir tıynetten utanmıyoruz!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Burası Türkiye...]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Burasi-Turkiye.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 14:22:09 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Burasi-Turkiye.html</guid>
			<description><![CDATA[Başlık b.k!!<br />
Dört arkadaş aynı araçla yolculuk ederken trafik kazasında ölür.<br />
Azrail:<br />
—Türk cehennemine mi? Yoksa Avrupa cehennemine mi gitmek istersiniz?<br />
Şaşıran dört kafadardan biri:<br />
—Fark nedir?<br />
Azrail:<br />
— Avrupa cehenneminde her gün bir kepçe, Türk cehenneminde her gün bir kova bok yersiniz!!<br />
Üç tanesi:<br />
— Biz Türk doğduk, Türk ölürüz!<br />
Bir tanesi ise uyanıktır, Avrupa cehennemini seçer.. Aradan epey zaman geçer. Avrupa cehennemindeki adam artık kepçe kepçe yemekten bıkmıştır, arkadaşlarının durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyaretlerine gider. Oysa onlar halay çekerek, sen şakrak gülerek karşılarlar onu. Dayanamaz sorar:<br />
— Ben bir kepçesini hazmedemezken siz her gün bir kova bok yiyip nasıl bu kadar neşeli olursunuz?<br />
— Oğlum, oğlum! Burası Türk cehennemi, bir gün bok olur kova olmaz, bir gün kova olur bok olmaz, bir gün görevli işe gelmez, gelen her boka karışır, anlayacağın 3 aydır bir bok yediğimiz yok!.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başlık b.k!!<br />
Dört arkadaş aynı araçla yolculuk ederken trafik kazasında ölür.<br />
Azrail:<br />
—Türk cehennemine mi? Yoksa Avrupa cehennemine mi gitmek istersiniz?<br />
Şaşıran dört kafadardan biri:<br />
—Fark nedir?<br />
Azrail:<br />
— Avrupa cehenneminde her gün bir kepçe, Türk cehenneminde her gün bir kova bok yersiniz!!<br />
Üç tanesi:<br />
— Biz Türk doğduk, Türk ölürüz!<br />
Bir tanesi ise uyanıktır, Avrupa cehennemini seçer.. Aradan epey zaman geçer. Avrupa cehennemindeki adam artık kepçe kepçe yemekten bıkmıştır, arkadaşlarının durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyaretlerine gider. Oysa onlar halay çekerek, sen şakrak gülerek karşılarlar onu. Dayanamaz sorar:<br />
— Ben bir kepçesini hazmedemezken siz her gün bir kova bok yiyip nasıl bu kadar neşeli olursunuz?<br />
— Oğlum, oğlum! Burası Türk cehennemi, bir gün bok olur kova olmaz, bir gün kova olur bok olmaz, bir gün görevli işe gelmez, gelen her boka karışır, anlayacağın 3 aydır bir bok yediğimiz yok!.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kime himmet ede...]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Kime-himmet-ede.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 13:57:09 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Kime-himmet-ede.html</guid>
			<description><![CDATA[ENDİ HİMMETE MUHTAÇ BİR DEDE, KİME HİMMET EDE<br />
<br />
Son 60 yılın en büyük kuraklığının yaşadığı, nüfusunun üçte birinin açlıkla boğuştuğu ve her gün onlarca çocuğun öldüğü Somali’ye, hükümet edenlerimiz “mübarek” yardım ellerini uzattılar.<br />
Devletin atıl parası varsa neden olmasın? Varsın “ellerini” uzatsınlar.<br />
Gel gelelim, 4 kişilik bir ailenin mart ayındaki yoksulluk sınırı 2834 Türk Lirasına, açlık sınırı ise 871 Türk Lirasına çıkmışken; işsizlik oranı mayısta yüzde 9,4 olarak saptanmışken, güneydoğuda insanlar bir somun ekmeğe muhtaçken, bence bu yiğitliği dünyanın her yerindeki halklar “siyasal show” olarak yorumlar.<br />
Nitekim Başbakan’ın bu siyasal gösteriyi onca Unicef Elçisi sanatçımız varken,UNİCEF Türkiye Milli Komitesi Başkanı   Prof. Dr. Talat Sait Halman dururken yanına şarkıcı Ajda Pekkan ile Sertab Erener’i ve türkücü Nihat Doğan’ı alarak süslemesi bu konudaki kanımı bal gibi doğrular.<br />
Diğer taraftan, işçisine zam yaparken kırk dereden su getiren, kılları kırk yaran anlı şanlı iş adamlarımızın da Başbakanları buyurunca milyon liraları Somali’ye su gibi akıtmaları hayli dikkat çekici, dikkat çekici olduğu kadar da utanç vericidir.<br />
Hele hele, Başbakan’a: “… muhteşem vizyonunuzla önümüzü açıyorsunuz, sizin için hayatımı vermeye hazırım” diyen Ajda Pekkan’ın felaketi yaşayan süslü püslü giysiler giymiş Somalililerin “gönülsüz” danslarına hoppala zıppala eşlik etmesi, Sertab Erener’in “zorla” türkü çığırttırılan “karınları tok sırları” pek oldukları anlaşılan kadınlara “dip daba dubab” diye vokal yapması ayıp ötesidir.   <br />
Siyaset!<br />
Yahu bu meslek; bu kadar mı ucuz, bu denli mi yakışıksız, böylesine mi vicdansız bir meslektir?<hr />
İKTİDARIN YAPTIĞI NE KADAR SAMİMİ<br />
<br />
<br />
<br />
Hükümet diğer konularda olduğu gibi Somali’ye yardımı da bir tür seçim propagandası anlayışıyla yürüttü. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve tüm vatandaşlarımızın adına yapılan yardım AKP’nin yardımı gibi lanse edildi. Olay Kızılay’ın ve devletin değil de AKP’nin ve Erdoğan’ın bağış kampanyasına dönüştürüldü.<br />
<br />
<br />
<br />
Toplanan para 210 milyon doları aştı. Bu ciddi bir miktar. Çok işe yarayabilir. Şimdi Başbakan ve ekibi bu parayı Somalili muhtaç insanlara nasıl iletecek. Nakit verilmeyeceğini görüyoruz. Parayla ağırlıklı olarak gıda ve sağlık malzemeleri satın alınarak götürülecek. Kalıcı yatırımlar, su kaynaklarına ulaşma, tarımı geliştirme gibi alanlara yatırım yapılıp yapılmayacağını bilmiyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu yardımın Somali halkına tabi ki faydası olacak. Onlar muhtaç. Kendilerini rahatlatacak her şeye razılar. Ama bunun yanında Türkiyeli üreticilerin, tüccarların cebini dolduracak, yüzlerini de güldüreceği kesin.<br />
<br />
Mal alınacak yerler kim?<br />
<br />
İktidar çevreleriyle, o derneklerle yakınlıklarını bilmiyoruz. Bir araştıran, sorgulayan çıkar elbette. Organizasyonu yapanlar rantı, reklamı, yardımı her ne derseniz bir arada düşünüyorlar. "Ticaret, siyaset, ibadet" harmanlanmış durumda.<br />
<br />
Eh, zaman ve zemin de uygun olunca sorun yok.<br />
<br />
<br />
<br />
Beklendiği gibi Erdoğan yanına yardım malzemelerini, eşini, kızlarını, damatlarını, bakanları, iş adamlarını, “sanatçıları" çok sayıda gazeteciyi de alarak iki uçakla Somali'ye uçtu. Şimdi medya ordusu oradaki tüm ayrıntıları, yaşadıklarını bize aktarıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Dünya lideri olarak pazarlanan Erdoğan’ın Suriye’de ve Libya’da kaybettiği prestijini yeniden güçlendirme konusunda bu yardım işe yarayabilir. Kim bilir Ortadoğu'da elimizden kaçan ekonomik kayıpları Afrika pazarıyla belki telafi ederiz. Tabi Çinliler, Ruslar, Japonlarla rekabet edebilirsek.<br />
<br />
Özetle Erdoğan’ın bu “insani girişimi" bir taşla bir çok kuş vurmayı amaçlıyor. Bakalım Erdoğan Türkiye halkını ve kara Afrika'yı ne kadar etkileyecek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ENDİ HİMMETE MUHTAÇ BİR DEDE, KİME HİMMET EDE<br />
<br />
Son 60 yılın en büyük kuraklığının yaşadığı, nüfusunun üçte birinin açlıkla boğuştuğu ve her gün onlarca çocuğun öldüğü Somali’ye, hükümet edenlerimiz “mübarek” yardım ellerini uzattılar.<br />
Devletin atıl parası varsa neden olmasın? Varsın “ellerini” uzatsınlar.<br />
Gel gelelim, 4 kişilik bir ailenin mart ayındaki yoksulluk sınırı 2834 Türk Lirasına, açlık sınırı ise 871 Türk Lirasına çıkmışken; işsizlik oranı mayısta yüzde 9,4 olarak saptanmışken, güneydoğuda insanlar bir somun ekmeğe muhtaçken, bence bu yiğitliği dünyanın her yerindeki halklar “siyasal show” olarak yorumlar.<br />
Nitekim Başbakan’ın bu siyasal gösteriyi onca Unicef Elçisi sanatçımız varken,UNİCEF Türkiye Milli Komitesi Başkanı   Prof. Dr. Talat Sait Halman dururken yanına şarkıcı Ajda Pekkan ile Sertab Erener’i ve türkücü Nihat Doğan’ı alarak süslemesi bu konudaki kanımı bal gibi doğrular.<br />
Diğer taraftan, işçisine zam yaparken kırk dereden su getiren, kılları kırk yaran anlı şanlı iş adamlarımızın da Başbakanları buyurunca milyon liraları Somali’ye su gibi akıtmaları hayli dikkat çekici, dikkat çekici olduğu kadar da utanç vericidir.<br />
Hele hele, Başbakan’a: “… muhteşem vizyonunuzla önümüzü açıyorsunuz, sizin için hayatımı vermeye hazırım” diyen Ajda Pekkan’ın felaketi yaşayan süslü püslü giysiler giymiş Somalililerin “gönülsüz” danslarına hoppala zıppala eşlik etmesi, Sertab Erener’in “zorla” türkü çığırttırılan “karınları tok sırları” pek oldukları anlaşılan kadınlara “dip daba dubab” diye vokal yapması ayıp ötesidir.   <br />
Siyaset!<br />
Yahu bu meslek; bu kadar mı ucuz, bu denli mi yakışıksız, böylesine mi vicdansız bir meslektir?<hr />
İKTİDARIN YAPTIĞI NE KADAR SAMİMİ<br />
<br />
<br />
<br />
Hükümet diğer konularda olduğu gibi Somali’ye yardımı da bir tür seçim propagandası anlayışıyla yürüttü. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve tüm vatandaşlarımızın adına yapılan yardım AKP’nin yardımı gibi lanse edildi. Olay Kızılay’ın ve devletin değil de AKP’nin ve Erdoğan’ın bağış kampanyasına dönüştürüldü.<br />
<br />
<br />
<br />
Toplanan para 210 milyon doları aştı. Bu ciddi bir miktar. Çok işe yarayabilir. Şimdi Başbakan ve ekibi bu parayı Somalili muhtaç insanlara nasıl iletecek. Nakit verilmeyeceğini görüyoruz. Parayla ağırlıklı olarak gıda ve sağlık malzemeleri satın alınarak götürülecek. Kalıcı yatırımlar, su kaynaklarına ulaşma, tarımı geliştirme gibi alanlara yatırım yapılıp yapılmayacağını bilmiyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu yardımın Somali halkına tabi ki faydası olacak. Onlar muhtaç. Kendilerini rahatlatacak her şeye razılar. Ama bunun yanında Türkiyeli üreticilerin, tüccarların cebini dolduracak, yüzlerini de güldüreceği kesin.<br />
<br />
Mal alınacak yerler kim?<br />
<br />
İktidar çevreleriyle, o derneklerle yakınlıklarını bilmiyoruz. Bir araştıran, sorgulayan çıkar elbette. Organizasyonu yapanlar rantı, reklamı, yardımı her ne derseniz bir arada düşünüyorlar. "Ticaret, siyaset, ibadet" harmanlanmış durumda.<br />
<br />
Eh, zaman ve zemin de uygun olunca sorun yok.<br />
<br />
<br />
<br />
Beklendiği gibi Erdoğan yanına yardım malzemelerini, eşini, kızlarını, damatlarını, bakanları, iş adamlarını, “sanatçıları" çok sayıda gazeteciyi de alarak iki uçakla Somali'ye uçtu. Şimdi medya ordusu oradaki tüm ayrıntıları, yaşadıklarını bize aktarıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Dünya lideri olarak pazarlanan Erdoğan’ın Suriye’de ve Libya’da kaybettiği prestijini yeniden güçlendirme konusunda bu yardım işe yarayabilir. Kim bilir Ortadoğu'da elimizden kaçan ekonomik kayıpları Afrika pazarıyla belki telafi ederiz. Tabi Çinliler, Ruslar, Japonlarla rekabet edebilirsek.<br />
<br />
Özetle Erdoğan’ın bu “insani girişimi" bir taşla bir çok kuş vurmayı amaçlıyor. Bakalım Erdoğan Türkiye halkını ve kara Afrika'yı ne kadar etkileyecek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Can Yücel]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Can-Yucel.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 13:54:56 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Can-Yucel.html</guid>
			<description><![CDATA[BİLİNİZ Kİ, CAN YÜCEL’İN SOLUĞU ENSENİZDEN AYRILMAYACAK<br />
<br />
AKP İlçe Başkanı hedef gösterdi, 12 yıl önce kaybettiğimiz Can Yücel’in mezarını yıktılar.<br />
Bağışlanamayacak bir vahşet, lanetlenecek bir hakaret, azim bir Vandallık bu!<br />
Diğer taraftan, mezarı yapan övüncümüz heykeltıraş Mehmet Aksoy’a indirilen ikinci darbe.<br />
Sizi gidi emek suiistimalcileri, saygısızlar, Vandallar sizi…<br />
Can Yücel’in mezarının yıkılması olayı çağdışılığın, vahşiliğin ve ilkelliğin göbek adıdır.<br />
Ve bu din bezirgânı her kimse, derhal yakalanmalıdır.<br />
Bağnaz falan değil, tam anlamıyla yobaz ve faşist bir ülkede yaşıyoruz, onurumuzu sürekli hiçe sayıyoruz, ama enseyi asla karartmıyoruz.<br />
Enseyi karartmıyoruz tamam da; kendi kültürümüzün, kendi değerlerimizin yıkılmasına ne yazık ki engel olamıyoruz.<br />
Uyuyoruz.<br />
Örgütlenemiyoruz.<br />
Derin uykumuzdan bir türlü uyanamıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BİLİNİZ Kİ, CAN YÜCEL’İN SOLUĞU ENSENİZDEN AYRILMAYACAK<br />
<br />
AKP İlçe Başkanı hedef gösterdi, 12 yıl önce kaybettiğimiz Can Yücel’in mezarını yıktılar.<br />
Bağışlanamayacak bir vahşet, lanetlenecek bir hakaret, azim bir Vandallık bu!<br />
Diğer taraftan, mezarı yapan övüncümüz heykeltıraş Mehmet Aksoy’a indirilen ikinci darbe.<br />
Sizi gidi emek suiistimalcileri, saygısızlar, Vandallar sizi…<br />
Can Yücel’in mezarının yıkılması olayı çağdışılığın, vahşiliğin ve ilkelliğin göbek adıdır.<br />
Ve bu din bezirgânı her kimse, derhal yakalanmalıdır.<br />
Bağnaz falan değil, tam anlamıyla yobaz ve faşist bir ülkede yaşıyoruz, onurumuzu sürekli hiçe sayıyoruz, ama enseyi asla karartmıyoruz.<br />
Enseyi karartmıyoruz tamam da; kendi kültürümüzün, kendi değerlerimizin yıkılmasına ne yazık ki engel olamıyoruz.<br />
Uyuyoruz.<br />
Örgütlenemiyoruz.<br />
Derin uykumuzdan bir türlü uyanamıyoruz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evde saglık zulası]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Evde-saglik-zulasi.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 13:49:51 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Evde-saglik-zulasi.html</guid>
			<description><![CDATA[Yıllar boyu röntgen filmleri itina ile saklandı hasta ve yakınlarınca. Özellikle ultrason ve halk arasında “mideye hortumla bakılması” olarak adlandırılan gastroskopinin olmadığı dönemlerde onlarca film ellerine tutuşturulurdu hastaların. Şimdilerde digital ivme sağlık alanında da hız kazandı; artık birçok hastanede bilgisayar ortamında saklanıyor görüntüler. Ama bir farkla; şimdilik sadece o hastanenin ekranından görülebiliyor; hasta kopyasını isterse cepten para ödemesi talep ediliyor.<br />
<br />
Bu yaz günü sağlıkta akçeli mevzuları ucundan hatırlatsam da sizleri yormaya niyetim yok. Ama isterseniz birlikte geçmişin izini sürelim. Misal röntgen filmlerinin evlerimizde nerede saklandığını hatırlayalım. Benim gözlemim en sık tercihin ebeveyn odasında yatak altlarının zulaya çevrildiği yönünde. Evin en güvenilir, çocukların pek girmediği, üstelik iri boyutları ile filmlerin kırışma ve güneş ışınları ve nemden etkilenme olasılıklarının azaldığı ideal alanlardır o yatak altları. Boşuna değil hırsızların da ilk baktığı yerler arasında olması.<br />
<br />
Oldum olası eski kuşağın saklama alışkanlıklarının gereksinimlere daha uyumlu geliştiğine inananlardanım. Yeni kuşak varsa arabasının bagajını kullanıyor sıklıkla. Bu tercih ile araba, insan yaşamı için konserveye dönse de belgeleri ne yazık ki konserve edemiyor. Güneş ışınları ve ısı, kısa sürede filmleri değerlendirilemez hale getirebiliyor. Aslında sadece arabalar değil evlerin direkt güneş ışını gören dolap ve çekmeceleri de röntgen filmlerinin saklanma koşullarını olumsuz etkiliyor. Üstelik bu olumsuzluk EKG şeridi ve barkodlar için de geçerli. Hala yatak altı kullananlar içinse bir uyarım var: Çocuklar her an çiş kaçırabilirler!<hr />
Unutulan hastalık belgeleri<br />
<br />
Hastaneye yatırılanlar bilir. Günler boyu alınan kan örnekleri, çekilen filmler, günlük hemşire ve hekim gözlemleri oldukça hacimlidir.<br />
<br />
Doğası gereği tüm bu yatış bilgilerinin özetlenmesi gerekir. Yani yapılan tetkiklerden, tıbbi gözleme, film raporlarından reçeteye ve en önemlisi de tanıdan tutun da bir dahaki kontrolün ne zaman ve nerede yapılacağına dair hekim kanaati birarada yazıya dökülür; hastaya taburculuk esnasında verilir.<br />
<br />
Genelde hastaların kadrini bilmediği bu belgeye “epikriz” diyoruz. Her zaman aynı hekime muayene olmak ne yazık ki mümkün olamıyor. Olsa bile o da unutabilir hastasının geçmişe dair sağlık verilerini, değil mi?<br />
<br />
Epikriz olmadığında hastalar ve hekimler arasında şöyle diyaloglar sıkça gelişebiliyor:  -Neyiniz var?  -Çok hastayım; daha 10 gün önce memlekette ameliyat geçirdim.  -Ne ameliyatıydı?  -Karnımdan oldum.  -Hangi organdaydı hasar?  -Akciğerden oldum.  -Ama dikiş izi karaciğer bölgesinde! Karaciğer olmasın?  -Emin değilim.<br />
<hr />
Sağlıkta dönüşüm: Epikriz<br />
<br />
Hastaya dair tüm tanı tedavi süreçlerinin özetlendiği belgeye epikriz diyoruz. Hasta nereye giderse gitsin hatta dünyanın uzak memleketlerine de yolu düşse işine yarayacak, son derece yaşamsal belgelerdir epikrizler.<br />
<br />
Şimdilerde sağlıkta sağlıksız dönüşüm rüzgarı epikrizlere de ulaştı. Artık epikrizler mevcut hastane yazılım programlarında fatura kıvamında basılıyor.<br />
<br />
Söz gelimi hastanın böbrek fonksiyonlarını değerlendirmekte birlikte kullanılan üre ve kreatinin değerleri ayrı sayfalarda yer almakta. Yine birarada değerlendirilmesi şart olan karaciğer fonksiyon testlerinin birisi ilk sayfada, diğeri ikinci, bir diğeri üçüncü sayfada olabilmekte. Üstelik bu salt bu iki grup tetkik için söz konusu olmayıp tüm tetkikler için geçerli.<br />
<br />
Nedeni ise çok basit. Yazılım programı hasta ve hekimi değil SGK’nın yani maliyenin faturalandırma zihniyetini esas almış. Tüm tetkikler harf sırasına göre yer alıyor epikrizlerde. Samimiyetle söylemek gerekirse hekimler için hastaya dair bir veriyi kaçırmamak pek mümkün görülmüyor.  Sağlıcakla kalın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıllar boyu röntgen filmleri itina ile saklandı hasta ve yakınlarınca. Özellikle ultrason ve halk arasında “mideye hortumla bakılması” olarak adlandırılan gastroskopinin olmadığı dönemlerde onlarca film ellerine tutuşturulurdu hastaların. Şimdilerde digital ivme sağlık alanında da hız kazandı; artık birçok hastanede bilgisayar ortamında saklanıyor görüntüler. Ama bir farkla; şimdilik sadece o hastanenin ekranından görülebiliyor; hasta kopyasını isterse cepten para ödemesi talep ediliyor.<br />
<br />
Bu yaz günü sağlıkta akçeli mevzuları ucundan hatırlatsam da sizleri yormaya niyetim yok. Ama isterseniz birlikte geçmişin izini sürelim. Misal röntgen filmlerinin evlerimizde nerede saklandığını hatırlayalım. Benim gözlemim en sık tercihin ebeveyn odasında yatak altlarının zulaya çevrildiği yönünde. Evin en güvenilir, çocukların pek girmediği, üstelik iri boyutları ile filmlerin kırışma ve güneş ışınları ve nemden etkilenme olasılıklarının azaldığı ideal alanlardır o yatak altları. Boşuna değil hırsızların da ilk baktığı yerler arasında olması.<br />
<br />
Oldum olası eski kuşağın saklama alışkanlıklarının gereksinimlere daha uyumlu geliştiğine inananlardanım. Yeni kuşak varsa arabasının bagajını kullanıyor sıklıkla. Bu tercih ile araba, insan yaşamı için konserveye dönse de belgeleri ne yazık ki konserve edemiyor. Güneş ışınları ve ısı, kısa sürede filmleri değerlendirilemez hale getirebiliyor. Aslında sadece arabalar değil evlerin direkt güneş ışını gören dolap ve çekmeceleri de röntgen filmlerinin saklanma koşullarını olumsuz etkiliyor. Üstelik bu olumsuzluk EKG şeridi ve barkodlar için de geçerli. Hala yatak altı kullananlar içinse bir uyarım var: Çocuklar her an çiş kaçırabilirler!<hr />
Unutulan hastalık belgeleri<br />
<br />
Hastaneye yatırılanlar bilir. Günler boyu alınan kan örnekleri, çekilen filmler, günlük hemşire ve hekim gözlemleri oldukça hacimlidir.<br />
<br />
Doğası gereği tüm bu yatış bilgilerinin özetlenmesi gerekir. Yani yapılan tetkiklerden, tıbbi gözleme, film raporlarından reçeteye ve en önemlisi de tanıdan tutun da bir dahaki kontrolün ne zaman ve nerede yapılacağına dair hekim kanaati birarada yazıya dökülür; hastaya taburculuk esnasında verilir.<br />
<br />
Genelde hastaların kadrini bilmediği bu belgeye “epikriz” diyoruz. Her zaman aynı hekime muayene olmak ne yazık ki mümkün olamıyor. Olsa bile o da unutabilir hastasının geçmişe dair sağlık verilerini, değil mi?<br />
<br />
Epikriz olmadığında hastalar ve hekimler arasında şöyle diyaloglar sıkça gelişebiliyor:  -Neyiniz var?  -Çok hastayım; daha 10 gün önce memlekette ameliyat geçirdim.  -Ne ameliyatıydı?  -Karnımdan oldum.  -Hangi organdaydı hasar?  -Akciğerden oldum.  -Ama dikiş izi karaciğer bölgesinde! Karaciğer olmasın?  -Emin değilim.<br />
<hr />
Sağlıkta dönüşüm: Epikriz<br />
<br />
Hastaya dair tüm tanı tedavi süreçlerinin özetlendiği belgeye epikriz diyoruz. Hasta nereye giderse gitsin hatta dünyanın uzak memleketlerine de yolu düşse işine yarayacak, son derece yaşamsal belgelerdir epikrizler.<br />
<br />
Şimdilerde sağlıkta sağlıksız dönüşüm rüzgarı epikrizlere de ulaştı. Artık epikrizler mevcut hastane yazılım programlarında fatura kıvamında basılıyor.<br />
<br />
Söz gelimi hastanın böbrek fonksiyonlarını değerlendirmekte birlikte kullanılan üre ve kreatinin değerleri ayrı sayfalarda yer almakta. Yine birarada değerlendirilmesi şart olan karaciğer fonksiyon testlerinin birisi ilk sayfada, diğeri ikinci, bir diğeri üçüncü sayfada olabilmekte. Üstelik bu salt bu iki grup tetkik için söz konusu olmayıp tüm tetkikler için geçerli.<br />
<br />
Nedeni ise çok basit. Yazılım programı hasta ve hekimi değil SGK’nın yani maliyenin faturalandırma zihniyetini esas almış. Tüm tetkikler harf sırasına göre yer alıyor epikrizlerde. Samimiyetle söylemek gerekirse hekimler için hastaya dair bir veriyi kaçırmamak pek mümkün görülmüyor.  Sağlıcakla kalın.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SOMALİ NEDEN BU HALE GELDİ???(Ülke sorunları hakkında görüş yazma asla çöpe gitmemeli]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/SOMALI-NEDEN-BU-HALE-GELDI-Ulke-sorunlari-hakkinda-gorus-yazma-asla-cope-gitmemeli.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 13:43:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/SOMALI-NEDEN-BU-HALE-GELDI-Ulke-sorunlari-hakkinda-gorus-yazma-asla-cope-gitmemeli.html</guid>
			<description><![CDATA[SOMALİ NEDEN BU HALE GELDİ<br />
<br />
<br />
<br />
Medyamızda Somali ile ilgili haberler, fotoğraflar yoğun olarak yer alıyor. Yaşanan dram çarpıcı görüntülerle veriliyor. Yaşanan sorun daha çok kuraklık ve kıtlığa bağlanıyor. Bunlar yanlış değil ama çok eksik. Afrika’da milyonlarca insanın, daha çok da çocuğun dünyanın gözü önünde açlıktan kıvranması ve ölmesi tek başına haberlerde anlatılan nedenlerle sınırlı değil.<br />
<br />
Afrika’daki ağır sonuçların 1. derecede sorumlusu sömürgecilik, küresel kapitalizm ve emperyalist saldırganlıktır. Afrika yüz yıllardır talan edildi. Kaynakları kurutuldu. Geride enkaz, kısır iktidar çekişmeleri, iç savaşlar, yoksulluk, açlık kaldı.<br />
<br />
<br />
<br />
Somali’nin tarımı, hayvancılığı ile kendi kendine yeten bir ülke olduğu bilinirdi. Elbette dönem dönem açlıkla karşı karşıya kaldı ama hiç bir zaman bu duruma düşmedi. ABD ve emperyalist ülkelerin 1980’li yıllardan sonra bu ülkeye el atmasıyla sorunlar başladı. Önce işbirlikçilerin iktidar olması sağlandı. Kurdukları çark, adım adım işlemeye başladı. Ayrıcalıklı petrol şirketleri, ülkenin zenginliklerinin, doğal kaynaklarının yağmalanması, tüketim ürünlerinin pazarlanması(yalancı bahar) ile süreç devam etti. Arkasından Dünya Bankası, IMF, yapısal düzenlemeler, giderek borçlandırılma sürece eşlik etti. Ülke içinde otoriterleşen sistem komşularıyla sorunlar yaşamaya başladı. Etiyopya ile savaşmaları bunalımı iyice derinleştirdi. Ülke içinde giderek artan huzursuzluk İslamcı Eşşebat isimli silahlı bir örgütü güçlendirdi.<br />
<br />
Ve uzun zamandır kanlı bir iç savaş yaşanıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Geçen yıllar boyunca alacaklarını aldılar. Daha fazlası için koşulların değişmesi ve kaynakların azalması sonucu emperyalistler Somali’yi terk ettiler. Geride dibe vuran bir yoksulluk, açlık, harap edilmiş bir ülke, çökmüş bir ekonomi, iç savaş bıraktılar.<br />
<br />
Buna bir de kuraklık eklenince sonuç böyle oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SOMALİ NEDEN BU HALE GELDİ<br />
<br />
<br />
<br />
Medyamızda Somali ile ilgili haberler, fotoğraflar yoğun olarak yer alıyor. Yaşanan dram çarpıcı görüntülerle veriliyor. Yaşanan sorun daha çok kuraklık ve kıtlığa bağlanıyor. Bunlar yanlış değil ama çok eksik. Afrika’da milyonlarca insanın, daha çok da çocuğun dünyanın gözü önünde açlıktan kıvranması ve ölmesi tek başına haberlerde anlatılan nedenlerle sınırlı değil.<br />
<br />
Afrika’daki ağır sonuçların 1. derecede sorumlusu sömürgecilik, küresel kapitalizm ve emperyalist saldırganlıktır. Afrika yüz yıllardır talan edildi. Kaynakları kurutuldu. Geride enkaz, kısır iktidar çekişmeleri, iç savaşlar, yoksulluk, açlık kaldı.<br />
<br />
<br />
<br />
Somali’nin tarımı, hayvancılığı ile kendi kendine yeten bir ülke olduğu bilinirdi. Elbette dönem dönem açlıkla karşı karşıya kaldı ama hiç bir zaman bu duruma düşmedi. ABD ve emperyalist ülkelerin 1980’li yıllardan sonra bu ülkeye el atmasıyla sorunlar başladı. Önce işbirlikçilerin iktidar olması sağlandı. Kurdukları çark, adım adım işlemeye başladı. Ayrıcalıklı petrol şirketleri, ülkenin zenginliklerinin, doğal kaynaklarının yağmalanması, tüketim ürünlerinin pazarlanması(yalancı bahar) ile süreç devam etti. Arkasından Dünya Bankası, IMF, yapısal düzenlemeler, giderek borçlandırılma sürece eşlik etti. Ülke içinde otoriterleşen sistem komşularıyla sorunlar yaşamaya başladı. Etiyopya ile savaşmaları bunalımı iyice derinleştirdi. Ülke içinde giderek artan huzursuzluk İslamcı Eşşebat isimli silahlı bir örgütü güçlendirdi.<br />
<br />
Ve uzun zamandır kanlı bir iç savaş yaşanıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Geçen yıllar boyunca alacaklarını aldılar. Daha fazlası için koşulların değişmesi ve kaynakların azalması sonucu emperyalistler Somali’yi terk ettiler. Geride dibe vuran bir yoksulluk, açlık, harap edilmiş bir ülke, çökmüş bir ekonomi, iç savaş bıraktılar.<br />
<br />
Buna bir de kuraklık eklenince sonuç böyle oldu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[  Can bir şaraptır...]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Can-bir-saraptir.html</link>
			<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 18:05:46 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Can-bir-saraptir.html</guid>
			<description><![CDATA[Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;<br />
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;<br />
Gamı yakar eritir ateş gibi,<br />
Sağlık sularından şifalıdır, iç.<br />
<br />
Can bir şaraptır, insan onun destisi;<br />
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.<br />
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:<br />
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.<br />
<br />
Dünyada akla değer veren yok madem,<br />
Aklı az olanın parası çok madem,<br />
Getir şu şarabı, alın aklımızı:<br />
Belki böyle beğenir bizi el alem!<br />
<br />
Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;<br />
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;<br />
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:<br />
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.<br />
 Hayyam..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;<br />
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;<br />
Gamı yakar eritir ateş gibi,<br />
Sağlık sularından şifalıdır, iç.<br />
<br />
Can bir şaraptır, insan onun destisi;<br />
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.<br />
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:<br />
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.<br />
<br />
Dünyada akla değer veren yok madem,<br />
Aklı az olanın parası çok madem,<br />
Getir şu şarabı, alın aklımızı:<br />
Belki böyle beğenir bizi el alem!<br />
<br />
Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;<br />
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;<br />
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:<br />
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.<br />
 Hayyam..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Somaliyi iç işlerimiz zannedenler....]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Somaliyi-ic-islerimiz-zannedenler.html</link>
			<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 17:58:34 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Somaliyi-ic-islerimiz-zannedenler.html</guid>
			<description><![CDATA[Somali’ye destek için dünyaya kapsayıcı bir çağrı yerine, Somali’de seçime girecek gibi şuralara yol, buralara okul, hastane açacağız propagandasına yönelip,<br />
 “Bizden başka bu iyilikleri size kimse yapmaz, Sıkıysa gelip yapsınlar!” türünden demeçler verilince, Somali’ye insanlık seferi değil de propaganda seferi yapılmış duygusu büyüyor insanda.<br />
 Ama Somaliler öylesine bitap düşmüş ve yardıma muhtaç ki; “200 yıl önce gelen batılı sömürgeciler de gelip bize aynı nutukları atmışlardı!” deme gücünü bulamıyorlar kendilerinde]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Somali’ye destek için dünyaya kapsayıcı bir çağrı yerine, Somali’de seçime girecek gibi şuralara yol, buralara okul, hastane açacağız propagandasına yönelip,<br />
 “Bizden başka bu iyilikleri size kimse yapmaz, Sıkıysa gelip yapsınlar!” türünden demeçler verilince, Somali’ye insanlık seferi değil de propaganda seferi yapılmış duygusu büyüyor insanda.<br />
 Ama Somaliler öylesine bitap düşmüş ve yardıma muhtaç ki; “200 yıl önce gelen batılı sömürgeciler de gelip bize aynı nutukları atmışlardı!” deme gücünü bulamıyorlar kendilerinde]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çözüm istemek suc degil....]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Cozum-istemek-suc-degil.html</link>
			<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 17:51:37 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Cozum-istemek-suc-degil.html</guid>
			<description><![CDATA[Çözüm istemek suç değil<br />
<br />
<br />
Tam da her şey iyi gidiyorken ve Kürt sorununun çözüleceğine dair umutlar artmışken birden sahne değişti. Şimdi silah sesleri ve ağıtlar varken, biz ses çıkartamaz olduk.<br />
Neden böyle oldu? Dönüm noktası, Silvan’da 13 askerin hayatını kaybettiği saldırı mı, yoksa bu savaş çok önceden mi planlandı? Neden Blok çevresindeki yüzlerce kişiyi tutuklama hazırlıkları yapılıyor? Tam da bu kritik haftalarda, avukatlarının Öcalan’la görüşmesine neden izin verilmiyor? Bu sorulara yanıt veremiyorum. Ama şunu biliyorum: Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyen güçlerin de bu süreçte hataları, eksikleri oldu.<br />
Aslında bu hafta ben de bunu yazacaktım. Mesela ‘Türkiye’yi 25 parçaya bölüp, her birine özerklik vereceğiz’ demekle ‘İl sayısını 25’e indirip, yetkileri arttırılmış valilerin halk tarafından seçilmesini sağlayacağız’ demek arasındaki farktan bahsedecektim. Çuvaldız olmasa da, kendimize bir-iki iğne batıracaktım. Bazı şeyleri neden yıllardır anlatamıyoruz, neden insanları ikna edemiyoruz, bizde hiç mi kabahat yok?’ diye soracaktım.<br />
Heyhat, birileri ‘Katil Sizsiniz’ diye manşet atıp bu ülkede barışı en çok isteyen siyasetçileri hedef gösterince, bunlar da önemini yitiriyor. Bu kan dursun diye ödemediği bedel kalmamış insanlara kara çalanlar, ülkemizin geleceğiyle bu kadar kolay oynayanlar varken, omuzlarımızdaki sorumluluk bir yumurta küfesi misali her hareketimize çekidüzen veriyor.<br />
Silahların o korkunç sesi hâkim olunca memlekete, barış isteyenlerin sesi kendiliğinden kısılıveriyor. Çünkü bir işyerinde, bir okulda, bir mahallede, bir köyde, bir dost meclisinde Kürt sorunundan ve ölen gençlerden bahsetmek, aslında her zamankinden çok gerekli olmuşken, kelimeler yaraları kanatıveriyor. Nefes filmindeki komutanın ifadesiyle ‘45 saniyeliğine kahraman olan’* o çocukların, televizyondan hikâyelerini dinlemek Türkiye’nin batısında kör bir öfke yaratıyor.<br />
Medyanın pompaladığı banal milliyetçilik, okullarda öğrenilen ırkçılık, devletin inşa ettiği ulusal kimlik ve elbette ölen gencecik insanların acısı… Evet, bütün bunların payı var yaranın kapanmamasında. Ama yine de ve her şeye rağmen denenmeyen yol apaçık belli: Barış... Dibine kadar gelip de kuramadığımız şey, barış… İşte şimdi tam da zamanı barışın. Şimdi tam da, barışın sesini yükseltmemiz lazım.<br />
Özellikle de memleketin batısında yaşayanlar utanmadan, çekinmeden, her türden ‘mahalle baskısı’na karşı koyarak inandıklarını söyleyebilmeli. Varsın ‘PKK’lı ‘desinler. Varsın vatan haini ilan edilelim, dostlarımız bize yüz çevirsin. Konuşmaktan, dinlemekten, anlatmaktan nasıl vazgeçeriz?<br />
Memleket değişiyor. Türkiye toplumu 10 sene önceki toplum değil. Bakın kendini ‘aşırı milliyetçi’ olarak tanımlayan futbolcu Arda Turan bile televizyondan barış çağrısı yapıyor. “Bu topraklar savaşmak için değil yaşamak için var. Hem Kürt halkına, hem Türk halkına, kendini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hisseden herkese seslenmek istiyorum. Lütfen bu ölümler dursun. Çünkü ölenlerin hepsi bizim evlatlarımız” diyor…<br />
Bu günlerde herkes çok duygusal. Söylediklerimize belki tepki de gösterecekler. Ama biz susarsak kim konuşacak? Kim elini taşın altına sokacak? Söz biterse ne olacak?<br />
Diyeceğim; umutsuzluk, yılgınlık gibi bir lüksümüz yok. Şimdi bir kez daha hatırlamamız ve herkese tekrar hatırlatmamız lazım:<br />
Barış istemek suç değil… Barış istemek suç değil…<br />
Gelin buradan başlayalım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çözüm istemek suç değil<br />
<br />
<br />
Tam da her şey iyi gidiyorken ve Kürt sorununun çözüleceğine dair umutlar artmışken birden sahne değişti. Şimdi silah sesleri ve ağıtlar varken, biz ses çıkartamaz olduk.<br />
Neden böyle oldu? Dönüm noktası, Silvan’da 13 askerin hayatını kaybettiği saldırı mı, yoksa bu savaş çok önceden mi planlandı? Neden Blok çevresindeki yüzlerce kişiyi tutuklama hazırlıkları yapılıyor? Tam da bu kritik haftalarda, avukatlarının Öcalan’la görüşmesine neden izin verilmiyor? Bu sorulara yanıt veremiyorum. Ama şunu biliyorum: Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyen güçlerin de bu süreçte hataları, eksikleri oldu.<br />
Aslında bu hafta ben de bunu yazacaktım. Mesela ‘Türkiye’yi 25 parçaya bölüp, her birine özerklik vereceğiz’ demekle ‘İl sayısını 25’e indirip, yetkileri arttırılmış valilerin halk tarafından seçilmesini sağlayacağız’ demek arasındaki farktan bahsedecektim. Çuvaldız olmasa da, kendimize bir-iki iğne batıracaktım. Bazı şeyleri neden yıllardır anlatamıyoruz, neden insanları ikna edemiyoruz, bizde hiç mi kabahat yok?’ diye soracaktım.<br />
Heyhat, birileri ‘Katil Sizsiniz’ diye manşet atıp bu ülkede barışı en çok isteyen siyasetçileri hedef gösterince, bunlar da önemini yitiriyor. Bu kan dursun diye ödemediği bedel kalmamış insanlara kara çalanlar, ülkemizin geleceğiyle bu kadar kolay oynayanlar varken, omuzlarımızdaki sorumluluk bir yumurta küfesi misali her hareketimize çekidüzen veriyor.<br />
Silahların o korkunç sesi hâkim olunca memlekete, barış isteyenlerin sesi kendiliğinden kısılıveriyor. Çünkü bir işyerinde, bir okulda, bir mahallede, bir köyde, bir dost meclisinde Kürt sorunundan ve ölen gençlerden bahsetmek, aslında her zamankinden çok gerekli olmuşken, kelimeler yaraları kanatıveriyor. Nefes filmindeki komutanın ifadesiyle ‘45 saniyeliğine kahraman olan’* o çocukların, televizyondan hikâyelerini dinlemek Türkiye’nin batısında kör bir öfke yaratıyor.<br />
Medyanın pompaladığı banal milliyetçilik, okullarda öğrenilen ırkçılık, devletin inşa ettiği ulusal kimlik ve elbette ölen gencecik insanların acısı… Evet, bütün bunların payı var yaranın kapanmamasında. Ama yine de ve her şeye rağmen denenmeyen yol apaçık belli: Barış... Dibine kadar gelip de kuramadığımız şey, barış… İşte şimdi tam da zamanı barışın. Şimdi tam da, barışın sesini yükseltmemiz lazım.<br />
Özellikle de memleketin batısında yaşayanlar utanmadan, çekinmeden, her türden ‘mahalle baskısı’na karşı koyarak inandıklarını söyleyebilmeli. Varsın ‘PKK’lı ‘desinler. Varsın vatan haini ilan edilelim, dostlarımız bize yüz çevirsin. Konuşmaktan, dinlemekten, anlatmaktan nasıl vazgeçeriz?<br />
Memleket değişiyor. Türkiye toplumu 10 sene önceki toplum değil. Bakın kendini ‘aşırı milliyetçi’ olarak tanımlayan futbolcu Arda Turan bile televizyondan barış çağrısı yapıyor. “Bu topraklar savaşmak için değil yaşamak için var. Hem Kürt halkına, hem Türk halkına, kendini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hisseden herkese seslenmek istiyorum. Lütfen bu ölümler dursun. Çünkü ölenlerin hepsi bizim evlatlarımız” diyor…<br />
Bu günlerde herkes çok duygusal. Söylediklerimize belki tepki de gösterecekler. Ama biz susarsak kim konuşacak? Kim elini taşın altına sokacak? Söz biterse ne olacak?<br />
Diyeceğim; umutsuzluk, yılgınlık gibi bir lüksümüz yok. Şimdi bir kez daha hatırlamamız ve herkese tekrar hatırlatmamız lazım:<br />
Barış istemek suç değil… Barış istemek suç değil…<br />
Gelin buradan başlayalım.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Katy Pery - Firework]]></title>
			<link>http://www.kerempe.com/forum/Katy-Pery-Firework.html</link>
			<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 15:40:39 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kerempe.com/forum/Katy-Pery-Firework.html</guid>
			<description><![CDATA[<!-- start: video_youtube_embed --><br />
<div class="Plazma-Tv"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/QGJuMBdaqIw" style="margin: 50px 43px; width: 600px; height: 393px;" wmode="transparent"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/QGJuMBdaqIw" /></object></div>
<!-- end: video_youtube_embed -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- start: video_youtube_embed --><br />
<div class="Plazma-Tv"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/QGJuMBdaqIw" style="margin: 50px 43px; width: 600px; height: 393px;" wmode="transparent"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/QGJuMBdaqIw" /></object></div>
<!-- end: video_youtube_embed -->]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
